Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Temmuz 2017 Salı

Arkadaşıma Mektup: Bebe Büyürken Ben Ne Okudum?

Bebe olaylarında çok yeniysen, hamilelik sana astronotluk kadar yabancıysa, çocuk kitaplarından anladığın sadece Ökkeş serisi ise, o halde, seninle paylaşmak istediğim bir şey var. Arkadaşım hamileliğinin üçüncü ayında sordu. Ne okuyak yahu dedi. Ben de kendimce ebeveynlik dünyasının klasiklerini bir araya getirip, hızlı-kısa bir liste hazırladım. Belki bir yerlerde birilerinin ilk listesi olur bu. Bir çift çizgiyi görenin, başvuracağı kaynak olur. Mide bulantısı başlamış birinin Google'da aratacağı yazarlar olur. Elbette dünyada şuan bile vızır vızır yazılan birçok ebeveynlik, analığa hazırlık, kutsallıkla analık eyleme konulu eserler mevcut. Ben içlerinden 'nutuk' kıvamlı olanları seçtim. Haydi hayırlısı.

Canum,

Önceliklen karnıcığındaki sıpayı selamlar, seni de kucaklarım.

İşalağ çok iyisinizdir, pörfektsinizdir.

Şimcik yavrucum, ben hamileyken hiç okuma filan yapmamıştım. Çünkü okuduğumdan bi pok anlamıyordum. Nesi önemli ki şimdi çocuk uykusunun filan diyordum. Sonra bebe dünyaya gelince, açlar gibin susuzlar gibin kitaplara saldırmamın nedeni, taklaya gelmemdir. Bunu da söyliyim.

Benim o dönemlerde çok işime yarayan bazı yazarlar oldu. Herkes yana yakıla Ayşe Öner'i tavsiye ediyordu ve aldım. Ancak kitabı alıp okumaktansa, şimdilerde Ceyda Düvenci ile yaptığı youtube videolarını izlemen, bence yeterli. 
Youtube kanalının linki: ANNEEE

Gelelim benim taptığım yazarlara. Bir kere çok şeyler öğrendiğim ve bebe büyütürken beni acaip aydınlatan bir yazar Tracy Hogg. Bu hatun bizim bebenin uyku ve günlük rutin alışkanlıkları konusunda bana acaip iyi yol gösterdi. Bence o sayede bizim bebe gayet efendi oldu. Ben de akıl sağlığımı yitirmedim.
Kitap Linki: TRACY

Diğer sevdiğim yazar ise Harvey Karp. Bu adamın bir belgeselini izlemiştik, doğumdan önce. Temeli yenidoğanı sakinleştirme yolları ve ipuçlarına dayanıyor. Daha ileri çağlar için de bazı teknikleri var, 2 yaş sendromu örneğin. Sevdiğim ve bazı durumlarda beni kurtaran altın hileleri vardı herifin.
Kitap Linki: HARVEY

Carlos ise benim bebe beslenmesi konusunda beynimin tüm kıvrımlarını silkeleyen en sevdiğim yazar. Ben 1,5 yaş civarındayken okudum ama hep içimden keşke yeni doğanlığından beri okuyup bilseydim bu adamı dedim. Özellikle emzirmeyle ilgili dev rahatlatıcı bilgiler veriyor. Yedirme içirme konularında rahat anne olabilmemin sebebi bu heriftir.
Kitap Linki: CARLOS

-BONUS-
Şimdi bu kitabı ben okumadım. Ama hep aklımdaydı fikrimdeydi. Türkçeye çevrilmesi bu sene oldu :( Fransız bir yazar. Ya okumadım ama kitapla ilgili her şeyi biliyorum neredeyse. Kadının tarzını, bakış açısını.. Möhteşem olduğuna eminim. Ve okuyan kişide ufuklar açacağına.
Kitap Linki: FIĞANSIZ

Bu kitaplar ilgini çeker mi bilmiyorum ama bence şimdiden alıp okumaya kasma. Ya da al oku, sen bilirsin. İnsan gerçekten tam anlamıyor mevzuyu. Bu kaynaklar bende çok işe yaradı. Fakat Tracy'den hiçbir fayda göremeyen arkadaşım olduğu gibi, Harvey'e gıcık kapan gardaşlar da var. 

Çok çok çok çok öpmeler.


11 Ağustos 2016 Perşembe

Delikanlı bilim

Elimde 1800'lü yılların sonunda dünyaya gelmiş olan bir çocuk psikanalizcinin kitabı var. Dr Winnicott delikanlı gibi bilimsel ifadelerle insanoğlunu bize anlatıyor. Hiç conconluk yapmıyor. Reçetelerle mutlu çocuk mutlu anne portreleri çizmiyor. Aslında kaleme aldığı birkaç kitabı şuan rafta okunmayı beklerken, ben elime ilk önce 'ebeveynlerle sohbet' isminde, radyo yayınlarından derlenen bir kitabını aldım.

Şu aralar gündemimde olan 'hayır' demek ve bunu derken palyaçoya dönmemek sorununa ta o yıllardan gelen kafa yormalar, bana bir dedikodu yapma / eski sevgilini çekiştirme olayı kadar iç rahatlatıcı gelmekte şuan. Çok ilginç inanır mısın. Bu kitap 1955 yıllarından kopup geldi. Bir grup genç anne oturdu, çocuk yetiştirirken bocaladıkları şeyleri anlattı, radyo bunu yayınladı, Winnicott bu diyalogları inceledi, analiz yaptı, radyo bunu da yayınladı ve sonra kitaba aktarıldı. Ben de yıl 2016, bunu okudum. Aynı sorunları aynı üslupla anlatırken kendimi yakaladım. Dolayısıyla Winnicott beni de analiz ediyor şuanda.

Şuan bu anneler kaç yaşında? Hayatta bile değil sanırım. Matematiğim yetmedi bir an, bunu hesaplamaya. Görüyorsun değil mi; nasıl doğada düzenli aralıklarla depremler, seller oluyor- dünya büyüyor, insanlar da hep aynı iç sarsıntıları yaşayarak var oluyorlar. Bu değişmiyor. Kafadan mesela anne olmak çok sarsıyor insanoğlunu. Türlü türlü kavram karmaşası. Yeterlilik sorgulaması. Anne blogları neden bu kadar çok? Çünkü çocuk sahibi olmak en çok annelerin ekseni etrafında dönerken, kadınlar bunu durup incelemek istiyor. Tabi, çocuğunun minnoş hayatıyla kafa ütüleyenleri kastetmiyorum. Kabul etmek lazım, çocuk sahibi olmak insana kendi doğasını sorgulatıyor. Ve okumak iyi geliyor.

Winncott'a kulak verelim:

"Anne için en temel problem mahremiyetinin ihlal edilmesidir. İşin kötüsü küçük bir çocuğun tam da annenin sakladığı şeyi istemesidir. Ortada bir sır varsa, mutlaka bulunmalı ve ortaya dökülmelidir. Annenin bir zamanlar kendi sırları olmuştur ve yine olacaktır. Bir anne için geçmiş veya gelecek yoktur; sadece şuan vardır. Onun için sadece şu anki deneyimi vardır ve o da keşfedilmemiş hiçbir alanının kalmadığı, ne Kuzey kutbunun ne de Güney kutbunun olduğu, yalnız bir kaşifin oraları bulup keşfettiği deneyimidir; Everest yoktur, zirvesine ulaşıp orayı aşındıran dağcı vardır. Anneye ait okyanusun derinlikleri adeta banyo kadardır. Anneler, kendilerini ifade edebilmelidir; söze dökülmeyen kızgınlık sevgiyi zehirler. İşte küfretmenin sebebi de budur."

Evlenelim mi Winnicott?

Not: Winnicott'tan bildirmeye devam edicem bazı bazı.

En mutlu anne 'sarhoş anne'.





4 Ağustos 2016 Perşembe

Rengarenk

Fotonun üzerine tıklayıp, notu okur musunuz? Çok ilham verici bence.

Bu gördüğünüz hıncahınç sosyal medya fenomeni, FullyRawKristina..

Kristina'yı son 3-4 senedir uzaktan kıs kıs gözlerle takip ediyorum. Takipçisi rockstar olmaya izin verecek kadar da çok. Bu tip yeme uzmanları, yaşam tarzı satıcıları içinde bana en gerçek gelen, hatta beni olumlu yönde motive eden biri, o.

İçindeki enerjiye, dünyaya yayılan sevgiye, hayvanlar-evren-insanoğlunun bütünlüğüne olan inancını takdir ediyorum. Ne yersen, o'sun söyleminin, kalben örneği diyorum. Çünkü Kristina'nın daha seksi ve çekici görünme, mutluluğu sıkı bir kalçada bulan mizacı yok. Daha çok bir fikrin öncüsü gibi.

Diyetisyen, kendi arazisinde milyon çeşit sebze-meyve üretimi yapıyor, sadece çiğ besleniyor ve koyu fanatik bir vegan. Ben beslenme anlayışına komple sıcak bakmasam da ağırlıklı olarak beslenme-sağlık-dünyaya gelme amacımız-mutluluk-hayatı yaşama sanatı mevzularını çözmüş olduğuna inanıyorum.

Kristina'nın sebzelerle flört eden, meyvelerle orgazm olan tutkulu yaşama sevincini görmek isteyenler bir yana, yaşamın bir başka kulvarına dair yeni fikirler edinmek isteyenler, boyruuun hatunun youtube kanalına.

Kristina kahve içmiyor bu arada. Bu olmadı işte Kristina.

**

Bugün her yazısını havada kaparak okuduğum blogger Joe'nun ilk çevirdiği kitap var elimde. Kitap  aslında teenage yaş grubuna hitap ediyor, ama kime ne? Bence yanında çekirdeksiz sarı üzüm tabağımın eşlik edeceği leziz bir yaz tatili kitabı bu. 




Herkese rengarenk bir Perşembe. Benimki öyle.




20 Temmuz 2016 Çarşamba

Şapkalı a

Buhranlı yaz günlerinde, elimde Paul Auster'ın 'Kış Günlüğü' olması bir tesadüf değildi.

Kitap hakkında belki sonra yazarım ama öncelikle bir kadın olarak bacaklardaki selülit, çatlak ve varis gibi şeylerle kafamın nasıl meşgul olduğunu örneklemek isterim.

Aşağıdaki cümleyi okuduğumda aklıma tek gelen şeyin, bacaklardaki varis olması, sence de acıklı değil mi?


Yarın sabah ağdacıya gideyim. Şimdi, bir kahve.

Kreş Öncesi Silahlanmak

Günlük not düşmelerimin sonuna geldim bence. Bundan gayrı ara ara uğrarım bu topraklara, ey halagızları. Pazartesi, iş dolayısıyla ke...