Clean Food etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Clean Food etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2018 Cumartesi

Neden Sağlıklı Beslenelim be Kamil?




Mutlu Keçi merak etmiş. Ben de yazayım dedim. Bi 6 ayı devireyim diyordum da... Gerek yok galiba. Aylarca aynı şeyi yapmakla fikrim değişmeyecek.

Sağlıklı beslenmeye geçmeden önce, beni ıkındıran en mühim mevzu, uzmanların mükemmel tarifleriydi. Avokado çok pahalıydı ve çok kurallar vardı. Çok kere yol bana zor göründü. Glikoz daha kolaydı ve bizdendi. Pazara çıktığımda koca memeli teyzelerin gözleme açarken bana hissettirdiği rahatlığı onlarda bulamıyordum. Gözlemeler, çaya banılan bisküviler, akşamları böğrüme bastığım kurabiyeler, hazır dondurmalar - meyveli yoğurtlar, pizza menüler ve çeşitli duygularımı sardığım ekmekler... Hele simit, insanı yaşam enerjisiyle dolduran o çıtır kültür! Hepsi kolay, ulaşılabilir, ucuz ve iyi hissettiren şeylerdi. Neden uzak duralımdı ki? Azaltabilirdik. Haftanın bazı günleri yer, sonra dengelemek için salatayla bir günü geçirebilirdik. Sağlıklısını evde yapabilirdik.

glutenleri çıkarınca mutfakta yaşanan tenhalık

Fakat bedenini ikna edemediğin durumlar oluyor. Bana da öyle oldu. Birdenbire bağırsaklarım cortladı, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu yaşadım durdum, eklem-kas ağrılarım peydah oldu..du du du.. Nasıl ki bu klavye essashtan canlıysa, bu sağlık sorunlarım da essahtı. Gel gör ki bunu hiçbir tıp otoritesi kabul etmiyordu, 'bir hobi edinin' ya da 'psikiyatriste gidin size ilaç yazsın' diyor, beni belirsizliklerimle başbaşa bırakıyordu.

Derken gençten bir dahiliyeci şöyle dedi bir gün. Gluten ve laktozu 1 ay boyunca kesmeni istiyorum. Bak bakalım şikayetlerin geçecek mi?

Tabi konu sağlıklı hissetmekse hepimiz sınıfın en çalışkanı oluyoruz. Beni aldı mı bi okumalar. Makalaleri devirdim, yaşanmış örnekleri inceledim, üşenmedim ig'de tecrübelerini paylaşan kişileri takipledim ve şuna ikna oldum. Gluten sinsi sinsi bize zarar verebiliyor. Bağışıklık sistemini hedef alan bir takım yıkımlar yaşatabiliyor. Zamanla kişiler kendilerinde migren, despresyon, sinir hastalıkları, kronik kabızlık gibi sorunlar olduğunu zannediyor ama işin aslı gıda duyarlılığı oluyor-muş. İkna oldum ve kendi tabağımda radikal değişimler yaptım.

Önceden smoothie'ler, hindistanceviz ya da avokado temelli karışımlar, şunlar bunlar ama genelde instagramlık olanlarla iyi beslendiğimi düşünürken, bu kez öyle yapmadım. Sadece çıkarmam gerekenleri bi çıkardım. Ekmek, makarna, bulgur ve tüm gluten kaynaklarını. Kahvaltı tabaklarıma bol yeşillik, yumurta, işlenmemiş kuru yemiş (akşamdan ıslatarak), lor ve bol zeytin koydum. Bunun dışındaki diğer öğünlerde hep sade gittim. Sebze yemekleri, salata, baklagiller ve az sayıda et. Bu şekilde zaten günler geçti ve hafiflemiş oldum.

Sonra içeriği zenginleştireyim dedim. Öğrenen Anne'nin çimdiklemesi de bu döneme denk gelmişti. Onun gönderdiği Dolores Ana ve bizim evdeki mütevazi Doğurhan mayaları sayesinde bünyeme düzenli ev yapımı kefir girdi. Kaliteli yağlar aldık. Çünkü iyi yağın önlenemez iyileştiriciliği... Derken bağırsaklarım eski formuna kavuştu (detayları vermiyorum) Ağrılarım basbaya hafifledi ve iç evrenimde daha az karanlık senaryo üretmeye başladım. Çünkü bu noktaya gelene kadar bir fizik tedavi uzmanının bana 'sizin omurilikte doğuştan gelen sorununuz sebebiyle maalesef sizin ezgersiz bile yapmamanız lazım' filan demişliği var, ağrılarım yüzünden. Benim de onla içimden sağlam bi daşşak geçmişliğim var. Cahilliğin böylesi.. Kıçtan uydurmak ancak bu kadar layıkıyla yapılabilir. Şimdi burda anlatmak uzun sürer ama şunu söyliyim, omuriliğimle ilgili herhangi bir sıkıntım yok. İstersem akrbat olurum, bale yaparım, horon teperim. Tamamen mesaisi bitsin diye saat sayan bir doktorun osurmasını dinledim yani.

Toparlıyım. Durum iyiye gitmeye başladı. Ben sonra işi büyüttüm. Dedim ki geçen sene başlayan rosalar da (cildimdeki kzıarıklıklar) besine karşı verdiğim bir tepki olabilir. Ben cildimi de iyileştirirm bu yöntemle. O halde bağışıklığımızı toparlayacak başka neler yapabiliriz? Bağırsaklarımı daha cillop yapıp tüm vücudumu nasıl iyileştiririm dedim. Karşıma iki güçlü yöntem çıktı.

1- Kemik suyunun iksirli gücü
2- Açlık

İlki zaten çok açık. Kemik suyu ister çorbada ister direkt içilerek bünyeye alınıyor ve uzun vadede bedenin şifasını almasını gözlemliyorsun..

Açlık ise, çok enteresan bir konu. Hani akşam yememek lazım denir ya. Sebebi en çok şu... O günün ikinci yarısında bir şey yemediğinde, vücut kendi kendini tamir sürecine giriyor. Güzel bir canlanma yaşıyor. Köpek gibi acıktığın için vücut uğraşacak  başka şey bulamıyor ve sağlıksız hücrelerini başlıyor onarmaya...

Son olarak karabuğday ve unu (tahıl değil), siyah ve kepekli pirinç glutensiz nefis karbonhidratlar.. Onları da tüketiyorum. Hatta karabuğdaydan kısır bile oluyor. Mmm... Lakin markette satılan glutensiz ürünler hep çöp. Bilgine. Aşağıya iliştiriyorum konunun tam burasında, bazı tıkınıklarımı:

üzerine sürüp yemelik karabuğday ekmeği (tamamen uydurma basit bişiydi)

karabuğday kısırı

yılbaşında ev halkı pizza gömerken ben somon, siyah pirinç, pancar ve yeşil salata yedim. bana neler oluyor? (glutensiz şarap)

badem unuyla muffin

yolculuktan dönünce beyimgilin bize hazırladığı kefirin boynuna atlayışım


Ve gelelim spor konusuna. Maalesef vücudun 'toparlan' emrini almasını kolaylaştıran bir diğer ayak da spor. Maalesef diyorum çünkü ben bu konuda aşırı tembelim. Hırtlıklar, hırboluklar bitmiyor bende kaytarmalarda. Fakat ikna olmak yeterli. Buna da ikna oldum ve başladım. Amaç burda kasların zarar görmesi. Kas zarar görünce vücut çıldırıyor ve onarıma başlıyor yine. Tüm vücut alarmda oluyor. Henüz bende bu ayak çok yeni. Aslında hepsi çok yeni.

Ben stresten bu hale geldiğime hala inanmıyorum. Çünkü genel anlamda canı çok tatlı bi insanım. Uzun sürmüyor stresli, depresif halim. Ben besin hassasiyetim olduğuna ve bağışıklığıma çaktırmadan zarar verdiğime inanmışım. Oturup bir şeyler yazarken bile kolumda güçsüzlük olduğu, sabah yataktan kalktığımda ayak kemiklerimin ağrısından yürüyemez olduğum günleri bilirim. Bunlar gerçekti. Şimdi kalmadı hiçbiri.

vallahi deli değilüm


Kısacası benim gibi hamur sever biri tamamen göt korkusu olmasa asla vazgeçmezdi o güzelim çöp gıdalardan. Kilo vermek ya da forma girmek gibi amaçlar hiçbirimizi yeterince cezbetmiyor bence. Göt korkusu lazım GÖT!

Son olarak, sağlıklı beslenme evreninde tartışmaya açık bir konu var. O da su mevzusu. Hatrı sayılı miktarda çalışma su içmenin, bol su içmenin ve daha çok su içmenin önlenemez yararlarını savunurken, bazı kaynaklar 'çok da kasmayın ya çaydan çorbadan da alıyosunuz su, hem su içmenin fazlası böbreği yorar, vücut istemiyorsa gerek yok' diyor. Ben ilk gruba daha yakınım çünkü bol su içtiğim zaman, toklığumun farkına varıyorum, nefes alış verişim canlanıyor, cildime iyi geliyor ve kadınsal alt takımlarımda işler daha iyi gidiyor. Çok ağır bir grip virüsü bulaşmıştı bize ailecek. O zaman bile bozmadım sağlık odaklı tıkınmalarımı ki bu benim için gerçek bir başarı. Nasıl inandıysam bana iyi geldiğine bu tip beslenmenin... Karşılığını ağır gripte de verdi cağnım gıdalar.

Bu yazıyı ev çocuu çizgifilm izlerken hızla yazdım. Artık bitireyim. Yolculuk anlarında maalesef glutensiz beslenemedim. Ama bana deneme yapmak için fırsat oldu. Bakalım dikkat etmediğimde, vücudum yeniden tepki verecek mi gibisinden. Aslında iyi gidiyordum çünkü az miktarda yedim hamur grubundan ama birgün ev çocuğu için tam buğday unlu pasta yapınca, o bağırsaklarım hooop eski haline döndü. Yine detay vermiyim ama durumlar vahimdi.

Bu benim kendimde keşfettiğim ve hala keşfediyor olduğum bir mevzu. Gönül ister ki bir gün tamamen normale döneyim, kararında yine tüketebileyim gözlemeler-simitler. Fekat inanın o yaşadığım korkunç fiziksel zorluklara değmez diyorum.

Ve son olarak. Bende olan diğer değişimler?


  • Bu saatten sonra gitmez dediğim yan simitlerim gitti.
  • Cildim bariz düzeliyor.
  • Ortaokul kiloma geri döndüm, yüzüm çökmedi.
  • Eklem-kas ağrılarım yüzde 80 oranında azaldı.


Bakalım, ilerleyen zamanlarda neler olacak? Yine yazarım tabi ki. Dediğim gibi, konu sağlıklı hissetmek olmasa bir hafta bile sürdüremeyeceğim bir tempo bu. Hele spor... Fakat nabalım be Kamil, canımız tatlı.

 Bu süreçte yararlandığım iyi ig kaynakları, Sema'nın Sağlıklı Mutfağı, Pino Eats Healthy (ahu'ya tekrar thanks) ve tabi ki Ayşegül Çoruhlu... Başka da var ama en çok bu üçünden güzel fikirler edindim.

bugün de kakamı rahatça yapabildim çohşüğür

27 Aralık 2017 Çarşamba

Son bi Çarşamba?


Çocuum hasta. O hastayken normal yaşama adapte olmak, uçak türbülansını sallamadan yanındaki yolcuyla kibar konuşmalar yapabilmeye benziyor.

Olmuyo yani, abi. Uykusunda öksüren, ateşlenen çocuk söz konusuysa kendimi bir iki telkin edip şöyle bi rahat oturmak saniyeler sürüyor. Sonra yine tilki gibi tepesine dikiliyorum, nasıl diye kontrol ediyorum. Öksüren çocuğa napabilicem teoride değil mi? Zencefilli karışım içir, odasına soğan koy, kara turp-bal, havayı nemle... Tamam, bunların dışında her öksürük sesine doğru odaklanmış şekilde yürümemin herhangi bir mantıklı açıklaması olamaz. Ateş için yapabileceklerim de bir elin parmaklarını geçmez. Ateştir yani neticede. Düşürmek için birkaç numara var, ana olarak onları yapıverirsin. Hipnotize olmuş gibi, çakılmazsın yatağın baş ucuna. 

'yanıyo çocuk' duruşu

 Ev çocuğu uyanıkken pek sallamıyorum. Çünkü çocuklar uyanık oldukları her bir saniyeyi, şiddetli şekilde oyun oynayarak mutlaka coşkuyla kullandıkları için, haklarında evhamlanacak bir malzemen olmuyor. Çocuğun pozitif enerjisi, evdeki yetişkinleri sakinleştiriyor çoğşükür. Bazen sırf bu yüzden ev çocuğunun hastayken geceleri uykudan uyanması, kurtuluşum oluyor. Gözünü açar açmaz, hemen oracıkta oyun ihtimallerini değerlendiriyor. Ben de hemen güç bulup, götü kalkık ebeveyn otoritesini geri kazanıp, geri uykuya döndürüyorum evladımı. Uykusundayken neden bu kadar tırsaklaşıyorum, analığın bu kısımlarını daha henüz anlayamadım. Sanki uyku uzun ince bir yol, git git gidiyor da en ilerisine gidince, gözden kayboluyor. Oralarda olası hastalık hallerine ben yetişemeyeceğim, müdahale edemeyeceğim ve işler sarpa saracak. Bu yüzden mesela, sıpanın hasta olduğu gecelerde asla evde bira içiliyorsa, katılmam. Yine aynı his. Sanki işler sarpa saracak ve ben yetişemiycem. Galba ikinci veledi düşünmeyenlerin çoğu bundan düşünmüyor. Birinciyi fazlaca düşünmekten ahgashgd : D

Gluten ve şekersiz beslenmede ayı bitiriyorum. Ay böyle diyince çok instagram kızı seçimi gibi duruyor. Sanki seçkin bir derneğin üyeleriymişiz gibi. Halbuki her şey kaka yapma sıkıntımla başlamıştı. Kakalarla başım dertteydi. Ve bir insanın başının dertte olmasını isteyeceği en son şey kakaları yani bağırsaklarıdır. Bunu belledim. Tüm o sıkıntılarım bir çırpıda bitti, sihirli değnek değmiş gibi. Ne desem ki bu konuda? Yani ne desem, çok modern şehirli ve anksiyeteli kadın gibi duracak. Halbuki konumuz sadece dötoş mevzular. Ama öz mevzular. Bakın glütensiz beslenmek altında pembe tayt, elinde yarımşar kiloluk ağırlıklar ve avokadolarla fotoğraf çektiren kadın görüntüsünü çağrıştırıyor, biliyorum. Halbuki işin gerçeği çok başka sevgili sayın blog. Şimdi örneğin, bugün annem-ben ve ev çocuğu, İzmir'de glütensiz-şekersiz ürünler satan çok tatlış bir cafe'ye gittik. Bayılana kadar yedik ve harbi bayıldık o tatlara... Fiyatlar da uygundu. Ancak şurası tam oturmuyordu. Mekan bize bir yaşam tarzından bahsediyordu. Sessiz bir seçicilik içindeydi. Orda takılan kişiler, çalan müzikler, dekorasyon... Halbuki konumuz rahat kaka yapmaktı hani ?
o arkada duran şekersiz-glütensiz brownie <3

şekersiz-glütensiz LEZİZ muffin, kurabiye ve velet kolu

Kısacası glütenle ilgili ciddi bir sorunum var. Net bir tercih de yapmış bulunuyorum. Hayatıma onsuz devam ediyorum. Fakat çok uygulanabilir görünmüyor. Şimdilik instagram gızlığı manzarasında duruyor... Yani sosyalleşirken tabi. Kendi evimde hiç sorun değil. Ocak'ta oğlumla birkaç ziyaret yapacağız. Yakınlarımın evlerinde kalacağız. Eminim yeni beslenme tarzım yüzünden, çok uzun açıklamalar yapmak zorunda kalacağım. Konumuz kaka, ordan uzaklaşmayalım derim. Bu konu biz insanlar için trend olamayacak kadar totomuzla ilgili yanisi. Bir eczacı adamla dertleşmiştik geçen ay. Yıllardır bağırsak sorunu varmış. İlaçlara bel bağlamış. Adam nasıl çaresiz ama... Ben de o sırada probiyotiklerimi alıyordum ondan. Bugün, yani haftalar sonra- ev çocuuna diş macunu almak için özellikle onun mekana gittim. Heyecanla kendisine anlattım. Dedim glüteni kestim.. kefirleri içtim..  şikayetlerim bitti, kurtuldum.. süper geldi, über oldu, doğal beslenme, mırı mırı, vırı vırı.

Baktım adama beni dinlemiyor, biliyor musun? Ona nasıl saçma geldiyse. Anksiyeteli kadın sohbeti gibi geldi bence ajsgdsjg :D Kendimce adama müthiş bir sır açıklıyordum. Onun hayatını kurtaracak formülü heyecanla ve dikkatle ona ulaştırmıştım. Adam 'hı, hı doğrudur' çekti bana ya.

Gluten hakkında okuduysan, aslında konunun kakadan başlayarak daha nelerle ilgili olabileceğini biliyorsundur. Onlara da buralarda değincem elbette. Şimdilik fanatiklik yapmıyım diyorum sadece. Zamana yayıyorum. (Buraya geçmez denilen rosalar ve diğer neler neler gelecek)

Yarın yavrum iyi olursa ve okuluna giderse, ev erkeğinin yıl sonu izin gününü kullanıcaz. Gündüz sineması, dışarlarda takılmacılık filan yapıcaz. Cuma da ben böyük ev temizliği eylerim. Hafta sonu da ailecek yuvarlanmayla geçer. Ve Ocak ayının ilk günü olan Pazartesi itibariyle beni 3 haftalık yoğun bir evden çalışma süreci bekler.

Yılın son çarşambasından iyi uykular.




12 Aralık 2017 Salı

Yeni Hayat




Sağlıklı yaşama geçmem lazım diyip, bunu pat diye yapabilenlerden misin? Ve ne kadar kalıcı?

Ben yapamadım. Öncelikle işe kesin ve net bir şekilde zararlı olduğunu bildiklerimi çıkarmakla başladım. Yerine daha sağlıklı alternatifler koydum. Bu kaçınılmaz şekilde sonuç verdi zaten. Sonra yavaş yavaş günlük beslenmeye 'destekleyici' gıdalar koymaya gönlüm meyletti. Ama bir değil, iki değil, 50 tane heyecan verici gıda var. Hepsine birden sahip olamam. Olsam da aynı gün içerisinde nasıl tüketsin bu beden? Öğrenen Anne'nin 'sana askerlerimi yolluyorum' demesiyle (mayalar), gaza gelip kefire başladım önce. Onun askerleri gelene kadar burada üniversitelerin doğal kefirlerinden tüketmeye başladım. Bu da ciddi fark yarattı. Fakat şu var. Doğal beslenme hiçbir zaman hızı sevmiyor. Ufak ufak sonuç alınıyor. Kefirin hızlı etkisi, bağırsaklarımın daha tatmin edici işler çıkarması oldu. Bu olağanüstü güzel bir gelişmeydi benim için. Uzun vadedeki etkileri için daha beklemek gerekiyor.

Şimdiye kadar yaşadığım değişimler- ki ay başında başladığım yeni mutfak alışkanlıklarında henüz ayı yarılamadım bile:

- Enerjide zıpçıktılık
- Bağırsak hareketlerinde düzelme
- Ödem, şişliğin bitmesi
- Enf. olmuyor zaten birkaç aydır (bunun nedeni ne bilemiyorum)
- Cildimde hoşluk
- İster istemez yine kilo verdim (daha fazla vermek istemiyorum)
- Neşe, cıvıtıklık

Dediğim gibi zaman lazım, sabır lazım. Amacım zafer. Diyeceksin ki, neyin var gız senin? Strestir o. Değil dostlar. Var bir durumlarım. Bunca doktor ve tahlil- hala devam eden hastane maceralarımdan ortaya ne çıkacak bilmiyorum. Fakat kendime koyduğum teşhis, şu bağışıklık sistemi hastalıklarından birinin bende olduğu. Bitmeyen vücut ağrıları, bağırsak krampları, baş dönmesi, göz kuruluğu. İnsanın çene eklemi, el kemikleri, kıç eklemi ve ayak tabanı aynı anda şiddetli bir şekilde neden ağrır? Israrla, inatla neyin çekiştirmesi bu? Hem de 3-4 aydır, gün atlamadan? Buna eşlik eden bağırsak krampları ne peki? Onu geçtim baş dönmesi, göz kuruluğu ne ayak? İşte bunlar hep insanın kendi eliyle yarattığı hastalıklar.. Madem ben yaptım, ben düzelticem.

Yeni hayatım nasıl gidiyor?

- İşe ara verdim, daha az yoğunlukta evden çalışıyorum
- Gluteni kestim. Fakat glüteni ne kadar kessen de tam kesemiyorsun. Evindeki tavada, kaşıkta hala varlar. Tahıl ve buğday ürünlerini yemeyi tamamen kestim.Yerine karabuğday, kuru fasulye unu, badem unu gibi şeyler koydum. Simitsizlik yeni yaşam tarzım diyebilirim :)
- Şekeri olduğu gibi uçurdum. Meyveyi bile çok az seviyede tüketiyorum. Önceden bir oturuşta 5 mandalina yerken, şimdi 1 tanesi bana baklava ziyafeti yaşatabiliyor. Canım daha fazlasını istemiyor zaten.
- Bol çiğ sebze, işlenmemiş kuruyemişler tüketiyorum.
- Fabrikasından daha az işlenmiş doğal zeytinyağı aldım, onu bol tüketiyorum.
- Karbonatlı ve limonlu su içiyorum, düzenli olarak.
- Market ürünlerini baya azalttım. Paketli tükettiğim tek şey, bakliyatlar.
- Her gün düzenli omega3, D vitamini, probiyotik takviyesi alıyorum (D vitaminini doktor verdiydi)
- Her gün zerdeçal + karabiber mutlaka tüketiyorum.
- Çay ve kahveyi azalttım (asla vazgeçmem)
- Evdekilerle şımarık, keyifli, oynaşlı zaman geçiriyorum.
- Kendime şefkat gösteriyorum.

Kefiri de yakın zamanda düzene aldım. Sırada kemik suyu ve fermente gıdalar var. Ayın ikinci yarısında da soft bir spor başlayacak. Dediğim gibi, hepsi birden olmaz. Zamanla, yavaş yavaş. Hırsla, aceleyle bir şeyleri düzeltmek gibi bir niyetim yok. Gıdım gıdım ve içten dışa iyileşerek.

Bağışıklık sistemini ilgilendiren (benimki kendi teşhisim olsa da) hastalıkların suçlusu stres, kötü beslenme, bilhassa glüten ve metaller deniyor. Modern tıp bu konuyla pek ilgilenmiyor. Fonksiyonel tıp dedikleri, önleyici hekimlerin ilgi alanı. Ancak ben onlardan birini tanımıyorum. Anca internetten bulabildiklerim var.. Bu hekimler insan sağlığının bağırsaklardan başlayarak inşa edildiğini ve çölyak hastası olmasa bile kişilerde ciddi glüten skandalları yaşanabildiğini söylemekteler. Bağışıklığı kuvvetlendirirken bir yandan da arınmayı ve kendi hayat tarzına 'doğru beslenmeyi' uyarlamayı tavsiye ediyorlar. Yalnız bu sağlıklı beslenme konusu hudutlarını pek aşmış. Çok gıcık olursun azcık okusan. Takıntılılık dersin. Ben de zaten kendimce 'olabildiğince' yapıyorum. Örneğin avokado olmazsa olmaz zannederdim. Öyle bir şey yokmuş. İyi bir yağ kaynağın varsa, o da olur. Avokadosuz da sağlıklı yaşayabiliriz. Kinoasız da yaşayabiliriz. Hatta yaban mersini olmadan da paçayı kurtarabiliriz : ) Kendi mütevazi alternatiflerimizi oluşturabiliriz.

Takviye besinleri bir kenara koyalım. Soframdan ekmek ve türevlerini, makarnayı ve pilavı, simitle poğaça kardeşleri, şeker ve halay arkadaşlarını kesmek bile zihnimi parlatmaya yetti. Bu zihin parlaklığı da beni kendime yönelik daha iştahlı olmaya itti. Ekmek gereklidir diye düşünebilirsin gerçi. Ancak günümüzdeki tahılın yolculuğunu ve raflara geliş hikayesini araştırınca, şuan gündemde olan ekmekten alacak hiçbir şeyimiz olmadığını anlıyor insan. Ki benim gibi ekmek arası terlik bile yiyebilecek bir insan bunu yazıyor, a dostlar. Neyse ilerleyen zamanda karabuğday ekmeği gibi kokoş işlere ben de girişirim. Acele yok, sırayla.

Bunlar da geçecek blog. Seneye bugün, şu saatte gündemimde farklı konular, başka güzel mücadeleler olacak. Halledeceğim... Ne güzel ki hayatımın ikinci yarısında (35 sonrası) daha çok sevmek, serserilik yapmak, hissederek yaşamak ve tadını çıkarmak için sağlam bir sebebim oldu. Benim gibiler döt korkusu yaşamadan şurdan şuraya yol alamazlar çünkü.

Not: Ahu'ya teşekkür ediyorum. Pinoeatshealthy harikaymış. Fakat benim için çok yüksek level bir hayat. Hadi üşenmezsem, işalağ.

Not 2: Alçıyı çıkardık. Burnum sağsalim yerinde. Sizi hörmetlerle selamlarız.






5 Aralık 2017 Salı

Ne Çektin Be?

Şimdi bir bakalım.

En son burnumu kırmıştım. Üzerine de salya sümük hasta oldum. Çok iyi. Burnumu akıntılardan arındırabilmek için, hem şu hortumla çekiyor (işe yaramıyor), hem de pasifçe hıhlıyorum. Bazen de zorda kalırsam, deliklere kıvırıp tolaet gağıdı sıkıştırıyorum. Fakat, acıyor. Acıması kırıktan ziyade, akıntının olması bence. Bir de sol gözle, sol ağız kısmıma da acı vurdu- nedense.

Geçecek. En çok 2 gün daha süründürür. Sonra bir tutam iyileşeceğim ve gerisi gelecek, biliyorum. Hatta yarın bilgisayar başında çalışmaya devam edebilirim bile.

Bu sürede boş geçmiyim, dedim. Bağırsaklarımla hesaplaşma içindeyim. Çünkü bağırsaklar, kader ağlarımızı örmede tek büyük güç. Toplam 4 gündür nefis bir beslenmeyle en azından vücuduma yatırım yapayım, hücrelerime zenginlik katayım dedim. Şimdi de diyorum ki, neden şimdi, hep olsa ya? Bazı sağlık sorunlarım vardı, önceki postlarda bahsettiğim. Onların çoğundan cacık çıkmayacağından (hala tetkikler sürmekte) neredeyse eminim (büyük kısmı temiz çıktı) Geçmeyen kabızlığın ve eklem ağrılarının, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu, ayrıca aniden cortlayan anksiyete semptomlarının ana kaynağını bulabileceklerini sanmıyorum. Yani modern tıbbın ilgi alanına girmez. Yine de ilaç vermeye üşenmeyeceklerdir.

Bence benim hikayem bağırsaklarımda başlıyor. Hepsini teker teker açıklayan tek şey bağırsaklar. Bunu kanıtlayacak bir uzmanlığım yok. O sebeple bazı besinlere yol vermek ve fakat bazı diğer şık besinlere gönül vermek gibi bir döneme girdim. Henüz daha çok erken, bir rapor vermiyim şimdiden. Herhangi bir aşama kaydedersem, elbette severek-sevinerek buraya sunacağım.

Bugün okul psikoloğuyla randevu var. Galiba gariplik yine bende. Çocuğumun gözünün önünde geçirdiğim kazada, kendisinden biraz derbeder olmasını bekledim. Bir yerde sapıklık yapıyorum. Çünkü ev çocuğunun aslında tek derdi beni öpmek. Her gün bana 'bugün de mi beni öpemeyeceksin' diye soruyor. İlk birkaç gün 'öpemicem tabi anasınko satanko, dikkatli olacaktın' gibi kindar hisler dürtse de, şuan tamamen ona karşı 'gurban olurum sana bee' moduna döndüm. Ki kurban olma konusunda şaka yapmadığımı kanıtladım sanırım.

Ev erkeği de korktu. Duygusal Zekası Olan Çocuklar Yetiştirmek isimli bir kitap buldu, onu okuyor(gerçi kitabı kesinlikle sevmedi) Eğer çocuumuzun duygusal zekasına yatırım yaparsak, 10 numara insan olurmuş. Gördüğün gibi blog, biz modern ebeveynler için her şey kitapların sihirli dokunuşuyla çözülmeli. Ya da olmadı, çok klas bir okulla. Hiçbir şey yoksa, organik gıdayla.

Ben de bu ara geleceğin bağırsaklardan geçtiğine bir 'din' gibi inanıyorum. Ancak çok abartı geliyor. O yüzden susuyorum. Konu hakkında önce hislerim, sonra okuduklarım, ardından kendimde gözlemlerim önemli. Hedeflerim blog, şöyle:

- Geçmeyen kabızlığımı sonlandırmak
- Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonlarına yol vermek
- Eklem ağrılarımı geri postalamak
- Yorgunluğumu gidermek
- Sık hasta olmamak
- Cildimdeki kızarıklıkları ilaçsız iyileştirmek
- Son smear taramamda çıkan iyi huylu bir HPV virüsünü bedenimden defetmek (korkulcak bişi yok)
- Kaygısal halimden arınmak

Aklımı yitirdim gibi gelebilir ancak, sanırım hepsinin suçlusu bağırsaklar (HPV hariç). Ben genel anlamda çok yoğun ekmek-börek-kurabiye-şeker-simit-işlenmiş gıda ile beslenen biri olduğumu da eklemeliyim bu arada. Özellikle hayatımdan sigara ve alkolü çıkardığımdan beri. Seks gibi şeyler de azaldı tabi. Bu arada hayat şartları ile beraber kötü-çok vasat beslenme de beraberinde geldi. Elbette sebze ve doğal beslenmeye aşırı ilgim, hevesim hep vardı. Ancak uygulamada? Evet yılın bazı dönemleri kendime iyi bakıyorum, sonra tırt. Kolay, ucuz ve 'anlık' olanı seçiyorum. Farkındaysan kilodan hiç bahsetmiyorum, çünkü 52 kilo- gayet zayıf bir insan evladıyım. Hamur yiyerek de zayıf kalınıyor. Ve maalesef sağlık bu şekilde kandırılamıyor. Yani kısacası, şüpheleniyorsam bir sebebi var.

Elbette, stres de büyük faktör. Ancak vücut stresle başa çıkabilmek için yine bağırsakların iyi çalışmasına, bağırsaktaki iyi bakteriye ihtiyaç duyuyor, çok ilginç değil mi? Ve benim gibi idrar yolu enf. çok sık geçirmiş birinin, onca kutu ilaçtan sonra bağırsaklarını küstürmesi de hiç garip değil.

Ben iyi haberler oldukça, yazarım. Bağırsaklarım nolur beni yeniden sevin.

Hadi o zaman, kahve?


26 Haziran 2017 Pazartesi

Çocuk Beslenmesi Hakkında Devrim Yaratmayacak Yazı


Çocuk 'beslemek' sorunsalı, yüzyılların konusu. Oturup burada farklı ve tüm kuralları değiştirecek açıklamalar yapacak değilim. Ancak istikrarlı olduğum yerlerin, en azından benim imkanlarımda ve evdeki çocuk modelinde işe yaradığını sabahın şu kör saatinde anlatasım geldiyse, bıraqın da anlatayım!

Ne zamandır kursağımda duruyor çocuk beslenmesi mevzusu. Çünkü bu konuda yaşadığım yerde öyle yalnızım, öyle takımsızım ki- Türkan Şoray'ın palyaço kostümündeki ağladığı o sahnedeki gibi, sürünüyorum anasınko satanko. Bayramın gelmesiyle, her yerde ulaşılabilir halde olan tüm boyalı şekerlerden, ardından ig'de gördüğüm 'AVM'lerde şekerci istemiyoruz' kampanyasından sonra, bi omuz- yalnızlığımı paylaşmak isteği duydum.

Öncelikle ben aşırı şeker aktivisti bir anne değilim. Öyleleri de var, acaip bayılıyorum. Çoğunuzun tanıdığı, benimse çok yakın zamanda keşfettiğim Devletşah var. Kendisi aslında ünlü blogger, youtuber ve TV programcısı olarak da bilinen, çok yönlü- iç açıcı bir kimse. Ancak herkes gider Mersin'e, ben giderim tersine bi insan olduğumdan, ben onu eşi Barış Özcan'ın videolarını izlerken tesadüfen keşfettim. Şekeri oğullarının hayatından olduğu gibi uzak tutmayı başarmış, bir aile onlar. Hatta, Sufi'nin doğum günlerinde, kocaman bir karpuz(!) pasta hazırlayarak, partiye davetli tüm şekersever junior kitlenin ilgisini 12'den vuran olaylara giriyorlar. Sufi doğum gününde yiyeceği karpuz pastayı günler önceden iple çekiyor, hayaliyle yaşıyor. Yediği içiyle dışıyla 'karpuz'... Karpuzlu bir şeyler değil. Karpuz dilimli, aromalı, kokulu vs değil. Normal hani 'daha karpuz kesecektik' karpuzu. Tarifi şu linkte var.

Kavun ve karpuzdan pasta

Benim şekerle ilişkim, bu seviyede değil. Tümden kesmedim. Ev çocuğuna yedirdiğim abur cuburlar var. Bunlar bir grup sağlıklı atıştırmalıklar; işlenmemiş kuru yemişler, meyveler, kuru meyveler, ev yapımı dondurma, smoothie'ler, nadiren de şekersiz hamur işleri vs.

Bir diğer grupta da gayet sağlıksız ancak 'olabilir' dediğim atıştırmalıklar; çubuk kraker, çok minimal düzeyde hazır dondurma, peti bör bisküvi, bitter ya da bitteri yoğun çikolata, hazır lor kurabiyesi,  işlenmiş kuru yemiş, evde pişen şekerli hamurlular.
En seksi abur cubur


Görüldüğü gibi oğluma radikal bir sınır çizdiğim yok; ancak ortamların parmakla gösterilen annesi (dedikodu anlamında) çocuklarına cips alıp parka götüreni değil, gelen cips teklifini reddeden olarak bizzat ben oluyorum. Şeker bayramında, ikram edilen şekeri kabul etmediğim zaman üzerime yapışan bakışlar filan oluyor. Sosyalleştiğimiz yerlerde, hazır meyve suları yerine sadece 'su' ikram edilmesini isteyince, bir uzaylı görseler ilgi daha az olurdu, garanti.

'Sizin çocuk cips yer mi' dendiğine ben..


Jelibon, şeker, cips, baharatlı krakerler, kremalı bisküviler, şekerli içecekler, meyveli sütler, şerbetli tatlılar gibi yapış yapış 'şeyleri' yemesini engelliyorum. Bunda hiçbir zaman tereddütte kalmadım, her zaman nettim. Sebebi de 'sağlıklı' beslenme değil, kötü alışkanlık oluşturmamak, şimdiden bir damak tadı inşa etmekti. Şuan kendisi 'biz şeker yemeyiz' gibi sloganlarla boy gösteriyor, ancak izin versem o da rengarenk yapış yapış dünyasında aklını yitirir, eminim. Fakat bu zamanla değişecek. Bir gün artık damak tadında bir 'şekerli limiti' oluşacak. Mesela çok tatlı şeyler, ona ağır gelecek. Ya da fikir olarak yanlış bulacak, tercih etmeyecek. Bu bilince ağır ve zor yollardan kavuşacak.


Ben bu bakış açısını kendi totomdan uydurdum. Kimse bilimsel bir yan aramasın. Bu bir inanç. Ancak elbette bu konudaki kıvrak olmayan, net tavrımla ilgili karşıma 'destekçilerden' ziyade, muhalifler çıktı dersem, aybolmaz değil mi kimseye?

  • Nasılsa ilkokulda alışacak.
  • Bir gün senin haberin olmadan harçlığıyla alacak.
  • Sen ne yaparsan boş, zamane çocukları böyle.
  • Ben korudum da ne oldu, bak kola bile içiyor.

Katılmıyorum. Evet belki arkadaş ortamının gazına gelir. Üç beş defa o da alır. Ama devamı gelmez. Bilincine büstü yapıldı çünkü ; 'Biz şeker sevmiyoruz'. Hadi en kötü senaryo olsun, yetişkin bir erkek olduğunda, ekmeğini yer bu aile kuralının. Onun tüm mutfakla olan ilişkisini bile etkiler. Bunu öngörebiliyorum.

Buralar şimdi dutluk ama ileride şeker-cips gibi şeyler yiyen çocuklara, sigara içmiş muamelesi yapılacak. Tamamen bence tabi. Nasıl şimdi eskiden otobüslerde sigara içiliyormuş ya diyip makaraya alıyoruz toplumu, benzer muhabbet boyalı şeker yiyen çocuklar üzerinden dönecek.

Makyajsız şeker

Tüm bunların yanı sıra, ev çocuğunun beslenmesi konusunda 'ne yediği değil, ne yemediği' felsefesi üzerine kurduğum tüm sofralarda, hiçbir zaman tabağındaki tüm köfteleri bitirmesini kendisinden istemiş değilim. O gün hiç sebze yememiş de olabilir, kabulüm. Bazen günlerce yumurta yemek istemediği oluyor, eyvallah çekiyorum. Aylardır balık yemediğini söylediğim herkes çocuğumun gelişimi için evhamlanıyor. Ceviz yiyor, o da okey benim için. Tek önemsediğim sağlıklı şeyler yemiyorsa bile, sağlıksız şey hiç yemesin abi. Aç kalsın, o bile uygun. Yeter ki sağlıksız damak tadı gelişmesin. Canı tatlı çektiğinde, zihninde canlanan şeker katmanları makul düzeyde olsun. Stresini yenmek için abur cubura koşmasın.

Özellikle kreşlerde çocuğunuzla ilgili tabağını bitirip bitirmediği raporlanır. Umrumda bile olmadı. Hatta menüde tavuklu pilav varsa, ve 'yemedi maalesef' şikayeti aldıysam, 'oo güzeeel' diyorum içimden. Beyaz pirinç pilavı ve ne idüğü belirsiz tavuk etinden kazancımız ne? Hiç. Onun yerine iki dilim elma yesin, mutlu olurum ben. Akşam da telafisini yaparım evde.

Kısacası oğlumun ne yediği çok umrumda değil. Ne yemediği, üzerinde çalıştığım bir alan. Yoksa derdimiz yanaklarından sağlık fışkıran bebe projesi oluşturmak değil. Ben ki günü kurtarmak için az mı fakir sofralar kuruyorum, besin piramidini ters döndüren günlerden geçiyorum. Hastalık günleri var... Rüşvete ihtiyaç duyulan anlar var. Kurallarım değişmiyor. En çılgın kaçamaklar bile eser miktarda 'garip yapışkan şeker' içermiyor. Çünkü hedefimiz damak tadı. Hedefimiz kötü alışkanlıklar savaşı.

Sonuç?

Maalesef annem ve ev erkeği hariç kimseyle bu konuda ekip olamıyorum. Ortamda gerginlik rüzgarları esiyor, kaçınılmaz şekilde. Kreş, park, toplu taşımalar, arkadaş buluşmaları... Hatta çocuk susturmak için şeker silahını kullanan doktorlar! Hepsinde 'aşırı takıntılı anne' etiketini tam ense köküme kadar yiyorum. Açıklama yap, rica et, gönül al, yanlış anlaşılıp anlaşılmadığını kontrol et. Hep bu döngü. Fakat değer. Çünkü ev çocuğunun şeker konusunda damak tadı şekillenmeye başladı bile. Kendi doğum gününde dahi, hiçbir pastadan ikinci çataldan fazlasını alamıyor. Bir kez ben müdahale edemeden, ikram edilen jelibondan yemiş bulundu ve onun o çok 'çiğnenme' hissine şaşırması dışında, 'zevk' almadı. Bir daha da marketlerde görmesine rağmen istemedi. 'Bu jelibon muuğğ' diye soruyor, o kadar. Konu kapanıyor. Hazır dondurma veriyorum çok az, ama içine taze meyve koyuyorum. Baskın tat yine meyve oluyor, aslında.

Etrafımızda bir çok iyi gıda var. Hangisini yemek istiyorsa, onu yesin bence veletler. Kendimizi 'yeterince semizotu yemiyor' diye üzmemize gerek yok. İsterse sadece salatalık kemirerek 'yeşil' ihtiyacını karşılasın ama yeter ki ağzı kremalı, yumuşak, şekerli ve asitli tatlar aramasın. Belki günü kurtarıyor ama tartışmasız geleceğe de borç yazıyor.

Sağlıklı beslenmeden şunu anlamasak artık?

Çocuk beslenmesi konusunda okuduğum en iyi kaynağı şuraya not düşmeden de bu yazıyı bitirmiyim. Bu kocaman uzun yazıyı baştan sona okuyanlar olduysa, kalpten bir kahve!








20 Şubat 2017 Pazartesi

Delikli Taytla Spor


Evde kimsenin hasta olmadığı, mızmızlık krizinin çıkmadığı, benim havaya girdiğim, yorgunluktan kanepeye yığılmadığım bir gün vardı. O gün sanıyorum geçen haftaydı.

O gün Fitness Blender ile güzel bir terlemiştim. Yanımda beni taklit eden ev çocuğunun gayretli çabaları ile kopmamaya çalışarak, gururla spor yapmıştım. Mutlu anne mutlu çocuktu, ay her şey ne kadar da hoştu. Tamam dedim, oldu bu iş. Ben de kendi yeşil elma temalı hayatımı kurdum işte. Tayt bile giydim. Gerçi bu taytın baldırla popo arasında kalan bi noktasında minicik bir delik vardı ama olsun.



Sporumu yaptıktan sonra bunu her gün yapan biri el çabukluğunda koca suyumu da dikmiştim. Bu esnada tişörtüm hafif bi ıslanmıştı. Konuya profesyonellik katmıştım işte.

Duşa girecekken, dandik kombi suyu yeterince ısıtmadığı için çaydanlıkta ve ketılda su ısıtıp, kovaya doldurmak zorunda kalsam ve ev çocuğunun maşrapasıyla döküne döküne kendimi yıkasam da hevesim kaçmamıştı. Instagram'ın before after kızlarından olmaya ne kalmıştı ki?

Spor ve duştan sonra giydiğim bolarmış eşofmanı da bi yere kadar kaldırabilmiştim. Hala sporcu ve taytlı halim zihnimde parlıyordu.

Tüm bu ideal hayat sadece 1 gün sürmüştü.
Ertesi gün zımba gibi grip oldum.
Hırkalarımla ve sümüklü mendillerimle yılbaşı ağacı gibiydim.
Sağlık ocağına ilaç yazdırmaya gittiğim o öğleden sonrasında markete girip, simit ve bisküvi alarak Instagram gızlığına yeniden elveda diyecektim.




13 Ocak 2017 Cuma

Ispanağın her tonu


Ispanak, o koyu koyu yeşilleriyle her zaman bana sağlık imasında bulunan bir sebze olmuştur. Canlı, diri, günışığı ve klorofil dolu. Gerçi son yıllarda konu klorofilden şifa bulmaksa, olay çim tüketmeye kadar varıyor, ancak henüz o kadar mukaddes bir seviyeye yükselemedim. Üşengeçlik level'ına takıldım.

Bu hafta sebebini anlayamadığım şekilde bol miktarda ıspanak alınca ben, baktım bu böyle olmayacak, yeşilleri büzüşmeden hızlıca tüketmeye karar verdim. Sonra menümdeki çeşitlilik kendimi bir an olsun başarılı biri gibi hissetmeme sebep olmuştu ki, abartmayayım dedim.

Madem bir bloğum var, o halde ne duruyorum diyerek, ıspanakla yaptığım tüm dansları şuracığa paylaşıyorum. Hepsinin görselini çekmeyi akıl edemedim. Eldekileri iliştiriyorum.

Bol Ispanaklı Böreğimsi

Yapımı çok acaip kolay. Klasik işte; yumurta, zeytinyağı, un (tam buğday unu, badem unu, yulaf unu- hangisini istersen), yoğurt ya da süt. Bunları bir güzel harmanlıyoruz. Miktarı tercihe kalmış. Sonra temizlenmiş-doğranmış ıspanakları ekliyoruz. Bir de yeşil soğan doğruyoruz. Ve finalde peynir. Karıştır. Ver veriştir fırına.



Ispanak Salatası

Kutsal sosla sunulduğunda öte lezzetli. Limon, zeytinyağı, tuz ve baharatlar.




Ispanaklı Smoothie

Ev çocuğunun favorisi. Ben şöyle bir karışım yapıyorum; muz, ıspanak, avokado, keçi sütü. Bu zilyon farklı temayla yapılabilir. Bir içiyor, sanırsın ki kola yanında cips götürüyor.

Ispanaklı smoothie


Ispanak Haşlama

Bu da zor günlerin kurtarıcısı. Buharda pişen ıspanaklara sarımsak ve limonla hazırlanmış sos. Ya da yine buharda haşlama- üzerine sarımsaklı yoğurt. OYVVS.

Bulgurlu Ispanak

Tencere yemeği ancak öte kolay. Ispanaklar temizlendikten sonra doğranıyor. Tencereye konuluyor. Üzerine tamamen istenilen miktarda bulgur konuluyor. İki diş sarımsak bütün halde atılıyor. Üzerine zeytinyağı gezdiriliyor. Ve bir miktar su eklenip altı yakılıyor.

Elbette bu tarifler, güzelce temizlenmiş ıspanaklar, saklama kaplarına konduysa ve dolapta yerini aldıysa kullanması acaip pratik. Bazıları keklere poğaçalara da kakıtıyorlar ıspanağı. Ben hiç denemedim. Kısacası, bu bol lifli ve çeşit çeşit faydaları olan güzel yeşili hiçbir şeyi için değilse bile sırf lezzeti için tüketmeye değer.

Benzer bir şekilde pancar ve kerevizi de kakıtabildiğim tariflerim var. Onlar da bollaşsın da paylaşırım.

Amaç evde sebze ile bağırsakları daha çok buluşturup mutlu aile tablosuna katkıda bulunmak. Yoksa lahmacun forever.




4 Ağustos 2016 Perşembe

Rengarenk

Fotonun üzerine tıklayıp, notu okur musunuz? Çok ilham verici bence.

Bu gördüğünüz hıncahınç sosyal medya fenomeni, FullyRawKristina..

Kristina'yı son 3-4 senedir uzaktan kıs kıs gözlerle takip ediyorum. Takipçisi rockstar olmaya izin verecek kadar da çok. Bu tip yeme uzmanları, yaşam tarzı satıcıları içinde bana en gerçek gelen, hatta beni olumlu yönde motive eden biri, o.

İçindeki enerjiye, dünyaya yayılan sevgiye, hayvanlar-evren-insanoğlunun bütünlüğüne olan inancını takdir ediyorum. Ne yersen, o'sun söyleminin, kalben örneği diyorum. Çünkü Kristina'nın daha seksi ve çekici görünme, mutluluğu sıkı bir kalçada bulan mizacı yok. Daha çok bir fikrin öncüsü gibi.

Diyetisyen, kendi arazisinde milyon çeşit sebze-meyve üretimi yapıyor, sadece çiğ besleniyor ve koyu fanatik bir vegan. Ben beslenme anlayışına komple sıcak bakmasam da ağırlıklı olarak beslenme-sağlık-dünyaya gelme amacımız-mutluluk-hayatı yaşama sanatı mevzularını çözmüş olduğuna inanıyorum.

Kristina'nın sebzelerle flört eden, meyvelerle orgazm olan tutkulu yaşama sevincini görmek isteyenler bir yana, yaşamın bir başka kulvarına dair yeni fikirler edinmek isteyenler, boyruuun hatunun youtube kanalına.

Kristina kahve içmiyor bu arada. Bu olmadı işte Kristina.

**

Bugün her yazısını havada kaparak okuduğum blogger Joe'nun ilk çevirdiği kitap var elimde. Kitap  aslında teenage yaş grubuna hitap ediyor, ama kime ne? Bence yanında çekirdeksiz sarı üzüm tabağımın eşlik edeceği leziz bir yaz tatili kitabı bu. 




Herkese rengarenk bir Perşembe. Benimki öyle.




25 Temmuz 2016 Pazartesi

Hindistancevizi Kırıkları


Hindistancevizi aldım haftasonu. Büüüyüük bir sevinçle.

Dedim, ben bunu pazartesi kırarım. Suyuyla smoothie yapar, meyve kısmı olan etlerini de ev halkına pay ederim.

Ömrümde hiç hindistancevizi kırıp yemişliğim yok. Pahalıydı da zaten. Tanesi, 8 TL Migrosta. Hesaplar yaptım. Günlerden pazartesi olsun da azcık şöyle sevinç katalım sıkıcı güne. Belki deliğine pipet sokup içerim.. Ay acaba meyve kısmından sütünü mü yapsak, geçenlerde bir tarifini görmüştüm. Badem sütünden zor değil yapımı.. Şöyle iyisini seçmeliyim, dedim. Nasıl seçilir? Salladığında içinde bol sıvı olan tazedir, diye öğrendim. İyisini de seçtim. Tadını hiç bilmeden, ağzımın suları aktı. Hindistancevizi suyunun içeriğine yazılmış şiirimsi makaleleri okudum, hevesle.

Hayaller ve hayaller.

İşte bu da gerçekler.
Takoz çıktı. İçindeki suyu da ekşimiş bayatlıktan. Bozuk şarap tadı gibiydi. Meyvesi de bozulmuştu. Rengi kararmış içeriden. Zaten videolarda izlediğim gibi kolay olmadı kırmak. Jokerimi kullandım (Ev erkeği) Çekiçle girişti. Anca kırıldı... Halbuki videolar öyle demiyordu.



Şimdi bir daha tazesini hangi usülle seçmeliyim, hiç bilmiyorum. Hala denemek istiyorum. Yaz bitmeden o pipeti sokup, fırt çekmek istiyorum!

Bu da hindistancevizsiz smoothie.
Sabah cilası.


Pancar, ıspanak, muz, chia ve minnak bir armut. Buz ekle, blender !!







Kalbindeki Derdine Derman Olmaya Geldim!

Şimdi her şeyin nedenini anlıyorum. Daha dün Başşaq'a demiştim ki, bloğa yazmıyorum çünkü oraya kurduğum konsept artık beni çekmiyo...