31 Temmuz 2016 Pazar

Ağustos'a yazı.


İşte yarın yeni bir ay başlıyor. Tekrar yaşanmayacak olan bir tarih.

2016, Ağustos.

Şimdi kaç yaşındaysan, bir daha olmayacağın bir yaş. Bir daha aynı şekilde hissetmeyeceksin. Bu sabahların bir anlamı yine olacak ama başka türlü. Zaman partisinde bu kıyafeti bu şekilde giymeyecek bedenin bir daha.

Yeni, gıcır gıcır ve belirsiz bir ay bekliyor bizi. Mesela, dersen ki bu ağustos ayını kendime cillop yapayım, ne zamandır halledemediğim şu işleri halledeyim, odaklanamadığım gibi odaklanayım, sevdiklerime daha fazla zaman yaratayım, saçlarımı o renge bi cesaret boyayım, birilerine yardımda bulunayım, daha çok resim yapayım, elimdeki kitapların hepsini bitireyim, özlediklerimle hasret gidereyim, bisiklet sürmeye başlayayım, sigarayı bırakayım, İspanyolca öğreneyim, kızımla yeni kitaplar okuyayım, annem için güzel bir tatil planlayayım; aha da işte fırsat. Sırada bekleyen hiç yaşanmamış bir ayı, sevimli bir yaz ayı yapmak.

Kazançlar ve yüzde gülümseme refleksi yaptırıveren bir ay resmetmek ve gerçekleştirmek.

Belki her şeyi kontrol edemeyiz ama hayatımıza giren her yeni ay için hoş geldin partisi yapabiliriz.

Çok mu İclal Aydın duygusallığında konuştum? Zaten şu yukarıdaki büyük paragrafta -yayım, -yayayım gibi fiil çekimlerim beni yordu. Kişisel gelişim sözleri gibi alma yukarıyı. Kişisel çelişim diyebilirsin. Çünkü bir izin versek, hayat kötüye gidecek. O yüzden kendimizle çelişmeli ve ezber bozmalı, derim.

İçimden gelenler bunlar dostum. Elimde kağıt kalem, gelecek olan yeni aya çalışıyorum şuanda.

Gel Ağustos gel. Güzel güzel gel.

Keyiflendim, kahve zamanı.



Modern Piknik


Büyük park
Piknik yaptık dün. Evin yakınındaki büyük parkta, çimenlikli ağaçlıklı bir alana örtü attık. Söndööviç hazırlamıştım, meyveler filan. Hayalimdeki pikniğin başımıza gelenle ilgisi olmasa da yine de başımız göğe erdi. Malum Türk halkının piknik yaparken 'eyvah köylü gibi görünücem, geleneksel bir şekil çizicim' fobisi şuan evrende en çok yer kaplayan düşünce bulutlarından biri.

Gelin size, bu saçma konuyu maddeler halinde açıklayarak, vaktinizden vakit çalayım. Lüzumsuz bir iki dakika yaşatayım. İşte modern piknik ve geleneksel pikniğin farkları.

***

Sereceğin örtü çok mühim. Böyle piti kareli, modern tasarımlı, çizgili, karikatürlü desenli örtü serince modern; kilimli, Anadolu motifli şeyler serince geleneksel oluveriyorsun.



Çocuğun piknikte oyalandığı oyuncak taş, kum, çalı çırpı (Montessori) olunca modern; plastik top olunca geleneksel.



Evde hazırladığın 'hazır' sandviç ekmeğiyle atıştırmalıklar modern; evdeki normal ekmeğin arasına aynı malzemeyi koymak geleneksel.




Hasır sepetle yiyecek taşımak modern, bim poşetiyle taşımak geleneksel.



Yalınayak çimenlere basarak derin bir nefes almak modern, çorapla bağdaş kurup oturmak geleneksel.


Cep telefonuyla doğayı, ağaçları ya da arkası dönükken sevgiliyi çekmek modern; herkesin suratını ablak gibi sıkıştırıp selfie çekmesi ya da topluca poz vermesi geleneksel.



Hafif miktarda şarap içmek modern, kola fanta içmek geleneksel.



Gazete okumak modern, gazetenin üzerinde yemek geleneksel.



Piknikte minik Fransız öpücükleri modern; cilveleşmek için birbirinin omzuna vurmak, çimdiklemek geleneksel.


Tabi ki Türk pikniği diyince, Google arama motorunun bize bahşettiği o alaycı, halaylı ve aşağılayıcı kareleri buraya koyarak, komiklik yapmaya çalışmıycam. Sadece bizlerin piknik diyince, yaptığı ufak bir yanlış anlamaya değinip kaçıcam.

Bizler piknik diyince çok yemekten bahsediyoruz.



Daha çok yemek.



Ve daha çok.




Belki tek sorun budur.

Bugün tüm dünyada Pazar. Ne kahveler içilecek kimbilir. Enjoy!

30 Temmuz 2016 Cumartesi

Yazları havaya girmek.

Özellikle kış mevsiminde evde konaklayıp, sıcak içecekler içme şenliği diye bir şey var. Çeşitli kahveler, çaylar, kupa bardaklar, kalın çoraplar filan hep bu sektörün ürünleri. Erkekleri bilmem de gadın milleti teenage'liğe adım atar atmaz, bu sektörün en gözü dönmüş kurbanları olarak yetişirler. Bir şekilde havaya giriyorsun; film izlerken, okurken, yazarken, çalışırken, geyik yaparken, ayrılık konuşması yaparken ve tırnaklara koyu renk oje sürerken.

Yaz mevsimine gelince, onun öne çıkan temaları farklı. Yazları evde kendimi havaya sokmak için kullandığım birtakım içecek eşlikçileri şöyle:

Dev Ikea pipetleri.. Çok renk, değişik renk.


Koca cam bardaklar.. Smoothiler, meyve suları veya buzlu kahveler için.



Biranın eşlikçileri, bardak altlıkları. Mümkünse tatlı matlı olsun.



Yazın espresso, kısa ve öz kahveleri seviyorum. Sıcak içecekler söz konusuysa kocaman, iç iç bitmeyen bardaklar bana göre değil. Ufak boy mug'lar..


Balkon takılmalarına hizmet eden tepsiler. Yine bir Ikea seçmesi.


Çeşitli boyda ve ebatta cam şişeler, kavanozlar. Evde hazırladığım soğuk içecekleri kıymetlimss gibi saklamak için.



Tabi evde 2,5 yaş çocuğu olunca, bu keyfi anları yani bir şeyler içme şenliğini, genelde uyku saatlerine denk getiriyorum. Çünkü dediğim gibi, havaya girmek için bir şeyler içiyorum ben. Okumak, yazmak, izlemek, boş boş bakınmak, hayal kurmak gibi.

2,5 yaş çocuğu diyince 'o nasıl bişe ola ki' diyenleri şu örnekle başbaşa bırakıp, basıp gidiyorum.

2,5 yaş çocuğu; ağlamaktan akarsu olmuş burnunu sildiğinizde, sildiğiniz sümükleri geri yerine koymanız için ikinci dehşet ağlamasını yapandır. O sümükleri mendilden ayrıştırıp yeniden burnunun içine yerleştirmek, sizin hayal gücünüze kalmıştır.






29 Temmuz 2016 Cuma

Düğün


Düğün mekanı, boş haliyle.
Dün, düğüne gittik. Ev erkeği ile elele girdik kapıdan içeri. Her yer pembe kırmızı aydınlatma. Üzerimde şıklık, hoşluk. Ev erkeği desen Tayfun'un Kayahan'ın damadı olduğu dönemlerdeki gibi parlıyor. Ay ben bundan bi hoşlandım. "Çok yakışıklı görünüyosun" diye fısıldadım kulağına. O da bana 'sen de çok güzelsin' dedi ama bana katılım amaçlı yaptığını biliyorum. Tabi hoştum da, öyle kulağa fısıldıcak kadar değildi. Bize denk gelen slow şarkılar 'deniz ve mehtap' ile yine klasiklerden 'hatırla sevgili' oldu. Ev erkeği 'düğünde evlenen kişi olmamak çok rahatmış, oh' dedi. Ben de yüzüm yırtılırcasına güldüm. Çünkü sahnede o şarkılarla dans yaparken gülmezsen romantizm yaptığın zannedilebilir. Amanallahkorusunevladım, öyle bir şey sanılmasını istemem.

Gerçek hayatta olmayıp sadece düğünlerde olan bir şey.. Birine para vermek için sıraya girmek. Yaşlısı, genci, yenidoğanı, obezi, borçlusu, cimrisi; hepimiz gelinle damadı öpücüklere boğmak ve üzerlerine takı saplamak için ramazan pidesinden bir tık daha istekli görünen bir kuyruk oluşturduk.

Biz takı takarken, aynı masada oturduğumuz yaşlı bir kadıncağız bize çerez tabağı saklamış.
'Gelin, yiyin' dedi.
Takılar onda bir heyecan yaratmış olmalı.

Bugün kahvemi yarısında bıraktım.

Not: Evlenmek üzere olan ve daha önce davetli olduğu düğünlerde cimrilik yapanlara film önerisi:
"Geçen Yaz Ne Taktığını Biliyorum"

28 Temmuz 2016 Perşembe

Ruj


Ruj yapımında domuzların sinir hücreleri ve ezilmiş kırmızböceği kullandıklarını biliyor muydunuz?

Onca yıllık ruj sürücüsüyüm, ben şuan öğrendim. Akşama da çocukluk arkadaşım evleniyor üstelik. Topuklular ve dar elbise giyicem. Kokoş çanta takıcam, saçları fönleticem. Kırmızı rujla da son noktayı koyucaktım. Halaylara katılmayı kibarca reddedecek, slow müzikte ev erkeğiyle dansederken, omuz hizasından etraftakilerin dedikodusunu yapacaktım.

Bu bilgiyi öğrenene kadar planım buydu. Şimdi güzellik uğruna bu vahşeti yapacak mıyım, onu düşünüyorum. Çünkü vahşice o kırmızı ruju sürebilecek biriysem, düğünde kimbilir başka neler yaparım.

Bu sırrı taşıyabilecek miyim, emin değilim.
Kahve yapmalıyım.


27 Temmuz 2016 Çarşamba

Karpuz

Karpuz seçiyorduk. Araştırıp gitmiştim. Sapı çok taze olmayacak, ama çok kuru da olmayacak. Ufak bir bölümünde sararmışlık olacak. Vurduğunda içinin kütür kütür sulu olduğu, yankı yapacak. Biraz eğik olması da sulu olduğuna dair işaret, üstelik.

Hazırdım. Tezgahın başına geçtim. Pat pat vurdum. Bıraktım, ötekini vurdum. Bak, bu iyi, dedim. Sepete koyduk. O sırada bir adam belirdi yanımızda. Yüzünde sakin bir gülümseme vardı. 'Verin bir de ben vurayım o seçtiğinize' dedi. Bu adam da kimdi böyle? 'Bence şu daha iyi' dedi, hakikaten de daha iyiydi, o gösterdiği. Adam şefkatle verdi, kendi seçtiği karpuzu. Teşekkür ettik. Adam, yuvarlak bir mizaca sahipti. Şişman yuvarlaklığı. Üstelik üzerinde büyük boy yeşil bir tişört vardı. Saçları da keldi.

O bir karpuz meleğiydi. Bütün ipuçları bunu gösteriyordu. Ben bunu fark ettiğimde, karpuz meleği çoktan kayboluvermişti bile.

Gözlerim duygulandı. Ay pardon yaşardı.
Nihayet bize de kısmet olmuştu bir melek. Hem de karpuz meleği.

Fakat, melekler de bir şeytandı. Çünkü karpuz kelek çıkmıştı. Kelek melek. Kelsin melek.

Bu karpuzu değiştiremiyoz mu?


Kanunname yazdım



Kahvemin sonundan selamlar...

Bizim evde; ev, evlilik ve ebeveynlik için kanunname hazırladım. Tüm maddeleri değil ama bazılarını ibret olsun diye paylaşıyorum.

İbret alın gençler... Bir evlilikte sessiz sözsüz gönülden olması gereken işleri, kanunlarla zorla yaptıracak hale getiren hormonumuza yazıklar olsun!


***



4.     Ev çocuğuna tutulmayacak söz verilemez.



5.      Ev çocuğunun yanında ebeveynlerin çocuksu agresiflikler, trip atmalar ve suçlayıcı ilkelliğe varan davranışlar yapma hakları yoktur. Geçmiş olsun, ebeveyn olduktan sonra öyle bir zaaflık gösterilemez. Olgun, kale gibi sağlam olmaya çalışılmalıdır ve hatta olunmalıdır.



6.      Ebeveynler, profesyonel çocuk yetiştiricisi değildir. Belirsiz, karışık, usandırıcı ve akıl karıştırıcı anlar yaşanabilir. Hiçbir ebeveyn ötekine topu atmamalı, yargılamamalıdır. Çocukla olan iletişimde tarafların rahatsız olduğu bir şey olduğunda, açık seçik konuşulmalıdır. Bak senin yetiştirdiğin çocuk, sayende şımardı… gibi suçlamalar sadece aradaki güveni ve sevgi alanını yıpratır.





7.      Bu evde temizlik atlanamaz. Temiz olmayan evde oyun oynanmaz, sağlıklı yemek pişmez, güzel uykular uyunmaz, evin bereketi ve neşesi olmaz. Haftanın 1 günü genel temizliği ev erkeği ve ev gadını yapacak. Hafta içi ekstra işleri ev gadını halledecek. (iş hayatı başlayana kadar) Hafta içi ev erkeğinden ev işi desteği istenmeyecek. Fakat erkeğin hafta içi evin düzenine aktif katılımcı olması gerekiyor. Yatak toplama, çöp atma, rutin bulaşık işlerinin aksamaması, çalışma ortamının derli toplu bırakılması gibi işler, önemlidir. Ev erkeği, ailesi için yaptığı görevlerde, örneğin araba kullanmak gibi- söylenmemelidir. Bu, ortak yaşamda, aile olmanın gereğidir. Herkes biri için bir şeyleri gönülden yapmalıdır.



8.      Bu evde israf yapılmayacak. Her şey ihtiyaç kadarıyla alınıp, verimli bir şekilde kullanılacak. Sadece gıdalar değil; ev eşyaları, giysiler, kozmetik ürünler, makineler ve oyuncaklar. Hepsinin düzenli bakımı yapılacak ve uzun ömürlü kullanım hedeflenecek.



9.      Pazar alışverişine ağırlık verilecek. Sağlık temalı besinler, lezzet ve ekonomi aynı potada eritilecek.



10.  Ev erkeği ve ev kadını birbirlerinin yükü değildir. Bu hayat ortak yaşanıyor çünkü beraberken her şey daha anlamlı ve eğlenceli diye düşünülüyor. Bu unutulmayacak. Yan yana gülme-eğlenme-anlaşılma ve mutlu olma sayımız, birbirimize gıcık olma sayımızdan binlerce kat fazladır. Bunun altı çizilecek. 



           14.  Kişilerin genel agresiflik hali, kendilerinin sorunudur. Kimse kimsenin hızlı sinirlenme paspası olamaz. Sinirli, mutsuz, iç huzuru olmayan kişiler, sakinleşene kadar uzaklaşacak. 



15.  Herkes birbirine kazandırmaya, sevgi, eğlence ve güzellik getirmeye odaklanacak.



16.  Zor günlerde, birbirine destek olunacak. Eleştirmek, reflekslerden silinecek. Onun yerine tamamlama ve sarılma yerleştirilecek.



 ***

 Bu kanunnameyi karşı taraf kabul etmedi. Kabul etmediği gibi bir de daşşak geçti. Böyle kanunname olurmuymuş. Cuma akşamı oturup, daha somutlaştırarak yazıcaz, karşılıklı isteklerimizi.

Öpüşerek başlamıştı her şey halbuki. Bu kadar karışık değildi.

26 Temmuz 2016 Salı

Öldürmedi, güçlendirdi.


Seni geliştiren, kişiliğini olumlu etkileyen insanlarla beraber ol, derler ya. Galiba ben çokacaipmükemmel ve olağanüstü bir evlilik yaşıyorum.

Çünkü ev erkeğinin hızlı sıkılan, sabırsız ve tahammül eşiği sığ tarzı; benim ulvi şekilde olgun, tahammüllü ve hoşgörülü olmamı sağlıyor. Ev çocuğunun sinir ataklarına gösterdiği, lise çocuğu davranışları yüzünden (elleri cebinde oflamak, öfkeye karşı öfke göstermek, trip atmak) ben, anneannemden 3 tane yemişim gibi sonsuz sabırlı ve sakin biri oldum. Teşekkürler ev erkeği.. O kadar yapıcı değilsin ki bazen, sayende sınırlarımı aşıyorum ve başka birine dönüşmek zorunda kalıyorum. Güçleniyorum. Sürüne sürüne hem de.

Gerçekten buna inanıyorum. Demek ki oğlumun babası çok sabırlı, sonsuz tahammül ve hoşgörü sahibi biri olsaydı, ben önceden olduğum aceleci ve sıkılgan kişi olmaya devam edicektim. Bu ebeveynlik macerasında, o uçurumun kenarında dolaştığım günlerde, ev erkeği tarafından göt edilip yalnız bırakılmasaydım, bu kadar geniş ve renkli bir anne olmayacaktım.

Samimiyetle teşekkürler.
Ve bir bardak soğuk su. Hayır bugün daha fazla kahve istemiyorum.


Eva Green bakışları...



Ev erkeğinin ağbeysi, Eva Green hastası. Bakışları çok asilmiş?!? Bunun ne demek olduğunu anlayamamıştım, ilk duyduğumda. Aslında ağbeysinin eşisi de o tarz bi hatun. O kategoride kadınlara benziyor. Bak o kategori kadınlarından bir örnek de Demet Evgar, mesela.

Gözlerde ve yüz iskeletinde olan bir benzerlik. Hoş gadınlar, allah yollarınıaçıketsin evladım.

Geçen caddede yürürken, baktım bir kuaför Evalı bir saç boyası reklamı kullanıyor vitrinde. Kocaman Eva posteri.. Bakışları sert.. Hiç öyle saçlarıma kına yaktım, çok güzeller, bakışı değil.



Şimdi Penny Dreadful'u izliyoruz, 3. sezon. Orda da inceliyorum, sert bakıyor. Net, ukala, cool, ne istediğini bilir, halden anlar, kara gün dostu ve asla ilk geceden sex yapmaz havası var.

Penny Dreadful'daki hali

Sonra jeton düştü. Ya bu kadın aslında, kendini kadın portföyünde pazarlamıyor. Bu kadın güzel bir kadın değil, güzel bir insan kulvarında. Umrunda değil dişi görünmek ya da seksilik. Resmen hatun kendi merkezinde, kendine ait orijinal bir tarzın temsilciliğinde. Güzel görünüp görünmediğine takılmadan oyunculuk yapan o güzel oyunculardan yani.

Demet Evgar da onun şubesi burdaki diyelim. Bi hatun daha var çok benzeyen bu kategori kadınlarına.. Ama onun adını veremem. Ev erkeğinin eski grup arkadaşı ve şimdilerde çok tutulan bir hatun dj. Eva dışında saydıklarım, güzel görünmeye takılıyorlar ama bak.


Allahhepsininyolunuaçıketsinevladım. Bi kahve?

İmza: Çimçir çiyan bakışlı hatun.

25 Temmuz 2016 Pazartesi

Hindistancevizi Kırıkları


Hindistancevizi aldım haftasonu. Büüüyüük bir sevinçle.

Dedim, ben bunu pazartesi kırarım. Suyuyla smoothie yapar, meyve kısmı olan etlerini de ev halkına pay ederim.

Ömrümde hiç hindistancevizi kırıp yemişliğim yok. Pahalıydı da zaten. Tanesi, 8 TL Migrosta. Hesaplar yaptım. Günlerden pazartesi olsun da azcık şöyle sevinç katalım sıkıcı güne. Belki deliğine pipet sokup içerim.. Ay acaba meyve kısmından sütünü mü yapsak, geçenlerde bir tarifini görmüştüm. Badem sütünden zor değil yapımı.. Şöyle iyisini seçmeliyim, dedim. Nasıl seçilir? Salladığında içinde bol sıvı olan tazedir, diye öğrendim. İyisini de seçtim. Tadını hiç bilmeden, ağzımın suları aktı. Hindistancevizi suyunun içeriğine yazılmış şiirimsi makaleleri okudum, hevesle.

Hayaller ve hayaller.

İşte bu da gerçekler.
Takoz çıktı. İçindeki suyu da ekşimiş bayatlıktan. Bozuk şarap tadı gibiydi. Meyvesi de bozulmuştu. Rengi kararmış içeriden. Zaten videolarda izlediğim gibi kolay olmadı kırmak. Jokerimi kullandım (Ev erkeği) Çekiçle girişti. Anca kırıldı... Halbuki videolar öyle demiyordu.



Şimdi bir daha tazesini hangi usülle seçmeliyim, hiç bilmiyorum. Hala denemek istiyorum. Yaz bitmeden o pipeti sokup, fırt çekmek istiyorum!

Bu da hindistancevizsiz smoothie.
Sabah cilası.


Pancar, ıspanak, muz, chia ve minnak bir armut. Buz ekle, blender !!







22 Temmuz 2016 Cuma

Ağdacı

Tam güzel bir güne başlıycam, yüzümde davetkar bir gülümseme.

Hop. Yine asabi cevriye oldum.

Bu sabah ağdacıdaydım. Kızlar, kahvaltı yapıyordu iç kısımda. Bekledim. Salatalık kokusu, çay kaşığı sesi geldi. Duymak bile mutlu ediyor değil mi? Başkasının kahvaltı sesleri bile, cıvıldıyor insanda. Sabahın çok erkeninde başlar benim günüm. Ben çoktan birinci iş, ikinci iş- iş listemin üzerini karalamaya başlarken, dünya yeni uyanır. Hoşuma gidiyor.

Neyse dönelim cevriyelik hikayeme.

Abi, kızlardan biri nezle olmuş. İçeriden kulakla anladım ben onu. Ses tonu kırıktı. Yanındaki diğerine sordu. Sen nezle misin. O da hıı hııı dedi. Ama bana ağdayı yapacak olan ötekisi nasılsa. Ben kıllanmadım.

Sonra kız beni ağda mağarasına çağırdı bütün östrojen sesiyle. Hass... Kız, o kız. Nezleli kız. Ve hatun, yirmi dakika boyunca üzerime hapşırdı. Hapşş... öks... tıkss... O hapşırdıkça ben tokat yer gibi, başımı bi oraya bi yana savuruyorum.

"Hayııır..yapma...acı bana...durrr"

Şaka. Tabi ki uyuz bi insana döndüm hemen.Kapıyı açık bıraksak mı, dedim. Okey, dedi. Ağzını kapamadan hapşırması, eliyle bazen burnunu yoklaması, sonra o elin üzerimde dolanması.. Tamam bunlar gayet eşşek davranışlar ama benim bundan bu seviyede kıllanmam da ayrı eşşeklik. İş bitmeden, kalktım ben. Yeterli, çok sağol, eline sağlık, geçmiş olsun repliklerimi savurup, paramı ödeyip fırladım.

Eve geldim, duş aldım, bitki çayı hazırladım. Ay hasta olmıyım, allahrızasıiçin hasta olmıyım, ya gıcık kız nasıl hapşırdı ağzını kapamadan, diye söylene söylene içiyorum çayımı.

Bu kadar kıl bi insan olduğum için kendimin dedikodusunu yapıyorum.

Cevriye.. mutsuz ekşi takıntılı kadın.. kıza nasıl geçmiş olsun dedi ağzının ucuyla.. zaten ülke de ne alemde, bu ne alemde.. pis.

Bu da kuaför sehpası..





20 Temmuz 2016 Çarşamba

Şapkalı a

Buhranlı yaz günlerinde, elimde Paul Auster'ın 'Kış Günlüğü' olması bir tesadüf değildi.

Kitap hakkında belki sonra yazarım ama öncelikle bir kadın olarak bacaklardaki selülit, çatlak ve varis gibi şeylerle kafamın nasıl meşgul olduğunu örneklemek isterim.

Aşağıdaki cümleyi okuduğumda aklıma tek gelen şeyin, bacaklardaki varis olması, sence de acıklı değil mi?


Yarın sabah ağdacıya gideyim. Şimdi, bir kahve.

Kahkahalar


Bu aralar ev erkeğinin annesiyle arası iyi. Arıyor, hal hatır soruyor, uzun sohbet ediyor, günlük hayatına onu dahil ediyor. Hoşuma gidiyor. Annesinin olumsuz davranışlarını artık kendine dert etmiyor. Onu olduğu gibi kabullendi, değiştiremeyeceğini biliyor. Vefa ve hoşgörü duyguları üzerinde staj yapıyor, diyelim.

Her gün telefonda uzun uzun konuşmaları da şirin bir olay.
Hadi buraya kadar sempati besliyorum.

Fakat, hiç kankası olmayan gocamın, annesiyle sıklaştırdığı telefon görüşmelerinde katıla katıla gülmesi?
Yobaz kayınvalidemle, ev erkeğinin bir çeşit kankalık yapmaya başlaması?
Ortak espiri anlayışında buluşmaları?
Kahkahalar kahkahalar kahkahalar !!!

Haaaayııııııır.


19 Temmuz 2016 Salı

Pişkinlik.


Dün rüzgardan şehir deliye döndü.
Hava durumu, kaba saba, omuz atıyordu binalara- ağaçlara. Nasıl öfkeli. Islığı da vardı, rüzgarın. Pencereleri, kapıları binbir itişmeyle örttüm.

Akşam deprem de eşlik etti ona.
Sallandık biraz.

Bitmedi... Sabaha karşı bir sarhoş, elinde silahla, ateş etti havaya. Defalarca! Sessiz, karanlık kendi halinde bir sokak. Ne istersin be adam? İçeride ev çocuğu savunmasız uykuda. Sarhoş, avaz avaz küfür ediyor. Ev erkeği, yat yat, kafanı kaldırma, diyor. Mermi bana gelebilirmiş.
Arkasından polisler geldi.

Ülkenin havası zaten malum. Çatımız kalmadı.

Onca şey oluyor, yine de aylık regl periyodundan düşüyor suratım.

İnsanoğlu pişkin.

Kahve?

18 Temmuz 2016 Pazartesi

Berber günü


Pinterest
Bugün oğlanı aldım berbere gittim, bizim mahallede.

Berber... Mahalle berberi. Farsça'dan barba yani sakaldan türemiş de konmuş Türkçe'ye. Yerli sokak yaşamının yapıtaşları. Mahallenin testosteron bayisi. Oğlan, elimden heyecanla tutup dükkandan içeri girdiğinde gözlerinde fırfırfır heyecan dalgalanmasını gördüm. Güldüm. Müşterisi varmış, bekleyemedik. Çıktık erkeklik hormonundan dışarı.

Yan dükkan ağdacı kadın kuaförü. Yani kuaför de en çok ağdacılık titreşimi yayıyor. Orası da yoğun bir östrojen mağazası. Ağda kokusu, cımbız, ucuz şampuan.

Dedim, bir el atın, çocuğun hali vahim. Oğlan çocuk oldu sana Mücella Teyze, bu saçlarla. Kadın pek sevinmedi, çocuk saçı kesmek fikrini algılayınca.

'Durmaz ki ama' dedi.
'Durduğu kadar' dedim.

Kadın girişti. Yüzü memnniyetsiz. Her an çocuğun yan çizmesini bekliyor, olmaz bu iş havasında.

Bizimki sonlara doğru durmadı. Olsun dedim, yeterli bu. Ne kadar borcumuz?

'Durmadı ama neyse 10 ver, yeter. Ama durmadı' dedi.

Parayı verdik, çıktık. Oğlum, bay bay dedi.

Bi memnun edemedik kadını.
Buruşuk baktı arkamızdan.



17 Temmuz 2016 Pazar

Heybeler


Heybe, katırlara takılırmış. Ata, eşeğe filan...  Erzak, araç gereç koymak için. Köy yaşamının herhangi bir eşyası. Katırın eşyası mı olur, aynası allığı mı olur da heybesi olsun. Sonra.. çok yıllar sonra, insanoğluna ne olmuş olabilir ki, heybeyi katırdan alıp kendine takmış? Ve böylece genç gızlar arasında heybe modası başlamış?

Benim gibi hunhar bir tip, heybe modasına kapılmasın da napsın? Heybeler güzeldir. Rüzgarda salınır, özgürlüğe yakışır, dağınıktır ama birlik içindedir. Tarzı vardır. Kişiye özeldir.

Heybeleri seviyorum.

Bu heybeyi, çocukluk arkadaşım doğum günümde hediye etti. İçine başka şeyler de katıştırmış, rengarenk bir hediye hazırlamış.



Sizce de heybeler yollarda olmayı ve gezginliği çağrıştırmıyor mu? Ve hayır bir katırın heybesinde ne olmazsa benimkinde de o yok. Bir allık yok mesela.

O zaman ben bi kahve alırım.



Kreş Öncesi Silahlanmak

Günlük not düşmelerimin sonuna geldim bence. Bundan gayrı ara ara uğrarım bu topraklara, ey halagızları. Pazartesi, iş dolayısıyla ke...