29 Temmuz 2017 Cumartesi

Kreş Öncesi Silahlanmak


Günlük not düşmelerimin sonuna geldim bence.

Bundan gayrı ara ara uğrarım bu topraklara, ey halagızları. Pazartesi, iş dolayısıyla kendimin hızlandırılmış programına ayar çekeceğim.

Ev çocuğum, okulunun(yeni kreş) demosunu iyi tamamladı. Pazartesi itibariyle, tam gün kreşe geçiyor. Her ne olursa olsun, isterse dünyanın en kusursuz kreşi olsun, yine de kreş fikrini sevmiyorum- sevmeyeceğim. Ne olmalıydı, çalışan ebeveynlerin çocuklarına ne yapılmalıydı, tam 12'den cevaplayabileceğim bir önerim yok. Kreş, benim için kümesten farksız. Montessori yemini etmiş de olsa, yüzünü batıya dönmüş de olsa, tüm gıdasını buram buram köy kokan malzemeden de yapsa, sabah 8 akşam 7 bir çocuğun kreşte bulunması, dev bir hıdırlık.

Neysııh.
Oturup sisteme balgam atmıyım akşam akşam. İş öncesi, tam gün kreşe günler kala, hafiften bazı hazırlıklara başladım. Bunları paylaşmak istiyorum.

Geçen yıl direnip, karşı olduğum takviye meselesinde, bu sene gayet erotik davrandım. Eczaneden koştum, ev çocuğu için probiyotik aldım. Bir de beta-glukan içeren bir şurup. Çok tartışmaya açık konular, farkındayım. Gözümü kararttım ve aldım abi. Geçen sene kreşte bulunduğu süre boyunca sıpalinin burnu durmadı. Çocuğumu kokusundan değil öksürüğünden tanıyacak hale geldim. Kreş bittiği anda, hastalıklardan eser kalmadı. Nabıcaz be Kamil? Anamız .ikildi. Çocuk pıstı. Bu sene topladım bağışıklık güçlendiricileri, bekliyorum.

Başka neler yapıcam?
  • Evde bol sıvı tüketimine dikkat edicem.
  • Dengeli beslenmesine özen göstericem. Bunun için buzluğa atmaya başladım taze sebzeleri.
  • Mutlaka başrollerden yardımlar alıcam; örneğin zencefil, örneğin sarımsak.
  • Uyku konusunda disiplini elden bırakmıycam, o konuda iyi depolanması önemli.
  • Sabah kahvaltılarını erkenden uyanıp, evde benimle yapmasını sağlayacağım. Okulda üzerine cila atar, çok isterse.
  • Şekerden yine uzak tutucam, çünkü şeker maalesef yardımcı oluyor hasta olmasına. Zaten son iki aydır, dondurmanın mokunu çıkardı, yeterli bu ona.
  • Evde yoğurt mayalamaya yeniden başlıycam.
  • İnek sütü yerine keçi sütü alıcam yeniden.

Başka da yapacak bir şey yok. Çünkü ben ev çocuğunun yollarına avokado da döksem, o virüsler her koşulda tanrı misafiri. Şansıma annemle aynı şehirde yaşıyorum. Çok ciddi hastalandığı durumlarda, ondan yardım alabiliyorum.

Kreşte hasta olmak başlığı altında yüzyıllardır iki görüş başı çekiyor.

Birinci görüş:

'Olsun, küçük yaşta hastalıklarla tanışsın ki, ileride sapasağlam olsun'

İkinci görüş:

'Yazık. Daha çok küçük ve savunmasız. Kreşte gereksiz yere yıpranıyor'

Tüm bu görüşlere, halkın genel tesellisi ise 'hastalanacağı varsa hastalanır' şeklinde. Bence de öyle. Fakat yine de yapılabilecek şeyler varsa, denemeli.

Örneğin çocuk sık terliyorsa, bu konuda kreş bilgilendirilmeli. Ona göre üst baş kontrolü sağlanabilir. Su içmeyi unutuyorsa, burnu aktığında kendi temizleyemiyorsa, yemeklerde fazlaca kötü karbonhidrat tüketiyorsa ve bu çocuğun genel sağlık durumuna iyi gelmiyorsa vs vs.
Kreşte vakit geçirirken, çocuğun yaşayabileceği ve yardım almayı düşünemeyeceği tüm detayları, bir sapık gibi düşünüp, görüşmek lazım.

Ha adınız 'pimpirikli ana' olabilir, bence mahsuru yok.

Çözülmesi zor ve ciddi sağlık sorunlarının dışında; bu şekilde olağan ve 'kolay' denilebilecek sıkıntılar yaşarken, genel hayat kalitesini düşürmemesi adına, ben bu sene bunları yapmayı planlıyorum. Neye niyet neye kısmet evladım.

Not 1: Bu arada, elektrik faturası geldi. Klima hiç de korktuğum gibi elektriği gömmemiş ya? Kıbrıs'ta 2014'te 630 TL ödemiştik mesela, hiç unutmam. Klima imzalı. Burada sonsuzca çalıştıran bir beygile rağmen 163 TL geldi. Buna içerim yemin ederim. Ben min. 800 TL bekliyordum, yahu? Hayır klimayı çok çekiştirdim bu topraklardan, bu gelişmeyi yazmak istedim.

Not 2: Tanıdığım en cool gebe'nin önerdiği gibi, sadomazo kelimesi konusunda bir daha hiç çıt çıkarmayarak, ev çocuğunun zihninde 'eternalsunshineofthespotlessmind' etkisi yaratmayı başardık. Parmak emme alışkanlığında da aynı bereketi bekliyorum.

Yarın için datlı bir Pazar kahvesi diliyorum.




28 Temmuz 2017 Cuma

Sadomazo


Çok saçma bir günden selamlar.

Sabah ev çocuğunu okula bırakmak için hazırlanıyordum, bir baktım bizimki yapbozun başında 'sadoo mazooo' diyerek oynuyor. 3,5 yaşında çocuğundan sadomazo ifadesini duyan bir anne napar?

Ben direkt ev erkeğine döndüm. Ne alaka şimdi bu laf, dedim. Çünkü bizim evde böyle saçma geyiklerin en büyük yaratıcısı ev erkeği.

Mesela topla atış yapıyor diyelim, kendince bi kelime bulur ve onu kendine efekt yapar. Hatırlattı. Bundan haftalar önce 'sadomazoooo' diye basket atıyor, ben de tıslayarak gülüyordum. Hani tam sıçrayıp, topu potadan geçirme hamlesi sırasında. Yanımızdaki ev çocuğu da boş durmamış, elbette bu kelimeyi kaydetmiş. O anda sorun olmaz, anlamaz sanıyorsun, ama sürpriiiz, çocuğunun dil dağarcığı sen farkında olmadan 'meme' yapmış bile.

Çocuğun yanında böyle kelimelerle şaka yaparak ilk hatayı yapmış olduk.
İkinci hata ise bu sabah bu kelime yüzünden tartışma yaratmam oldu.

'Nasıl dikkat etmezsin çocuğun yanında bu lafın şakası yapılır mı? Okulda kullansa, ne düşünürler, olay olur be olay. Sosyal sorumluluk kampanyası başlatırlar hakkımızda'

Biz iki yetişkin(!) bunu tartışırken, ev çocuğu sessizce yapbozuna devam ediyordu.

Üçüncü hatam gecikmedi:
Oğlum güzel değil o kelime, kullanma.

Tahmin edin noldu. Okula gitmek için evden çıktık, ev çocuğu sokağa iner inmez, 'sadooomazoooo' diye dünyaya bağırmaya başladı. Ve gülüyor. Çok gülüyor. Şok oldum. Kısacık bi an tutamadım, ben de güldüm. Sonra toparlandım ve sinirli durmaya çalışarak; 'lütfen oğlum kullanmayalım o kelimeyi' dedim. Daha da çoğaltacağını bile bile.

İşte kötü ebeveynlik örneği nasıl olur okudunuz.

Okulda öğretmenine, açıkladım. Bizden duydu, babasıyla bir karikatürü konuşuyorduk diye ufaktan yalan attım. Baba figürünün espiri anlayışını açıklayacak gücü bulamadım kendimde. Hayır son haftalarda 'Süleyman bu topu sana gönderiyorum, bu topu kabul et' diye bir geyik türetmişlerdi. Aşırı saçmaydı ama insan içine çıkılamaz hali yok diye bişey dememiştim. Buna da demesem bu kadar sivrilmezdi.

Bu konuda çok tartışıyoruz evde. Mesela şu orman şarkısını şöyle söylüyor:

Gel sen burda derdi unut,
Orman ne güzel ne güzel yerine...

Gel sen burda hakkı bulut
Orman ne güzel ne güzel diyor.

Ben de sinirleniyorum. Çünkü bu çocuk hakkı bulut espirisinden anlamıyor. Doğrusu öyle sanıyor. Ev erkeğine göre ise çocuk bu sayede yaratıcı olacakmış. Tamam, bizim ilişkimiz genelde mal kelime espirileri üzerinden gelişti. En çok bunlara kopardık eğlenirdik. Fakat bebe varken, aynı müfredatı sürdürmek demek, dil gelişimi abuk bir çocuk demek.

Abartıyo muyum?

Gerçekten sinirliyim ve bunun bu sabah regl olmamla hiç ilgisi yok. Valla da yok.

27 Temmuz 2017 Perşembe

Laf.


Kesin bir dille açıklıyorum.

Bir şeyi yapmak değil, yapar görünmek de çok tatlı. Muzun olgun hali gibi. Tadı var. Mesela basketbol oyuncusu değilsin ama niyetin var. 'Ben basketbol öğrenicem' diye ortamlarda resmi duyurunu yapıyorsun. O ne tatlı histir, yaşadın mı? Mesela en son ben davul öğrenicem dedim, bir arkadaşa. Kolaymış ya, ev erkeğiyle stüdyoya gidicez, bana temel şeyleri göstericek, dedim. Öyle konuşmuştuk üç gün önce. Ben alacalı bulacalı sevinmiştim. Şimdi bu plan gayet 'unutulanlar listesine' girdi bile. Fakat ben bateri çalıcam diye hayalimde kurgulamış, tatminimi olmuşum zaten. Şu kısacık ömürde, daha nasıl kar edeyim?

➞Dövme yaptırıcam, na bak şuraya, şöyle bişi.. demek de tatmin yaratıyor.
➞Tatil için fiyat sormak iyi geliyor.
➞Alışveriş sitelerine girip favoriye almak da fena bir his değil.
➞Zengin olduğunda o parayla neler yapacağını bir bir hesaplamak ve hatta bazen o paradan akrabalara verip vermemek konusunda kararsız kalmak bile çok eğlenceli.
çok para halays


***

Türklerin tatil anlayışını inceledim. Zaten İskoçların inceleyecek değilim. Etrafımda malzeme neyse, o. Kendilerine müthiş akraba-tatil lokasyonu belirliyorlar. Babamlar tatile çıkmış. Tam 6 ayrı nokta, hepsinde de kalacak bir akraba bulmuşlar anasını satayım. Hayır koskoca instagram çağında gızları var, bu kız nerden beslenecek. Şaka şaka, tabi ki de akrabalar harikadır. Hele sabah kahvaltı hazırlanırken erkeklerin gündemi tartışması, kadınların sofrayı kurması, evin gençlerinin de uykudan yeni kalkmış halde koltukta saygılı ama mayışık şekilde oturması var ya, işte o denizden sonra tüm akrabaların duş sırası için koridorda beklemesinin hazzıyla yarışır.
1+1 yazlığa sığmaya çalışan akrabaların yaz sevinci


***

Derledi ya 21 gün. Sonra dediler 40 gün. Bir alışkanlıktan kurtulmak ya da birine alışmak için gereken süre. Onu sonra düzelttiler. Google'da 'facts about habits' diye aratınca, en bilimsel sürenin 66 gün olduğu söyleniyor. Her alışkanlık için farklı bir süre varmış. Örneğin yalancılık huyun var diyelim, 122 gün filan sürebiliyormuş ondan kurtulması. Ya da çalışırken antep fıstığı yeme bağımlılığın var (örneklerimin sınırları zorlaması), o da 38 gün filan sürebilirmiş. Fakat genel bir ortalamasını almışlar, 66 gün çıkmış ortaya. İngilizcesi olan varsa ya da ingilizce bilen akrabası olan, hemen baksın. Akraba mühim.
Bismil atmışaltı güne..


***

Bu bloğu günlük notlar düşmek için açmıştım. Taslaklar bölümünde çalıştığım uzun yazılarla ilgim olmasın diye. Zaten bende uzun yazma, uzun okuma sabrı yok. Bu konuda gerçek bir kıroyum. Düşündüm, her gün böyle not almanın bende yarattığı hoş bir his oluyor. Günlük kahve keyfini böyle aradan çıkarıyorum. Dilerim ki Pazartesi başlayacak olan iş tempomla da aralarda notlarımı düşeyim. Sesli de ekliyim, okumayan- benim gibi üşenen ordan takip etsin. Tabi bunlar hep neye niyet, neye kısmet evladım.




26 Temmuz 2017 Çarşamba

Kafamı Dillendiriyorum





Bir keşif.

Canını sıktığın bir şeyi ele al. Toplam kaç saat sürüyor, genelde?
Benim ortalama 15 saat filan aktif sürüyor. Bir şeye canımı sıkma sürem.

Sonunda geldiğim final hep şöyle: 'Amaan koy dötüne gitsin'.

Madem geldiğim adres hep aynı, saatlerle oynayamıyor muyuz? Daha erken gelsem şu rahatlama noktasına. Neden bütün günümü yedim? 40 dakika canımı sıksam ve belli teknikler olsa o anda, hemen 'ana bakış açısını' kavrayabilsem ve 'aman koyveer' diyiversem 14 saat daha erken. Tasarruf etsem.

***

Bir ortamda genel çabam, akıcı muhabbet yönünde. Bu yüzden hep çok soru sorarım. Bu benim imdat çığlıklarımdır. Çünkü belli ki o muhabbet gitmiyor. Konuşturmaya çalışıyorum karşıyı. Etrafı incele, incele nereye kadar. Karşımdakinin telefonda mesajlaşmasını bekle bekle nereye kadar. Biraların etiketleri yol yol nereye kadar. Hayır cinsellikle sorunum yok. Muhabbette boşalamamakla sorunum var. Sohbet orgazmı hepimizi terapilerden kurtarır. Haksızsam haksızsın de.

***

Çocuğumu bu aralar it gibi seviyorum. Sarılsam kollarım o kadar uzun değil. Öpsem yetmez. Hayır bir de kaçıyor sıpa. Kafasını ellerimle kavrayıp, gözlerine yaklaşıp 'seni çoook seviyorum çok, anlıyor musun beni hı, duyuyor musun' diyorum. Bir şeyle ilgileniyor genelde ve 'ben de seviyorum anne' diyor. Kısa kes vurgulu. Günlük her işimi bir köşeye bırakıp, oturup oğlumu sevmek istiyorum. Öyle bir sevmeyle meşgulüm ki, onunla oyun oynayacak halde değilim, o derece. Sevmekten vakit bulamıyorum. İşte bu benim regl öncesi halimdi.

Geçen yıkıycam yavruyu, duşa çağırdım, koş kilodunu çıkar hadiii, dedim. Çıkarıp atmış salonun bir köşesine. Günler sonra gördüm onu köşede kıvrılmış. İnsan o kilodun çıkarılmış haline bile mi sempati besler regl öncesiyken.
Bu arada kilot mu külot mu?

***

Bazen bana şöyle diyen oluyor:
'Aa sen evli miydin bir de?'
Bu sorunun tınısında hafif daşak geçme var, hissedilir şekilde. Evet, evliyim çocuk da var, diyorum. Öheh koptum diyolar?
Pardon genç gösteriyorsun değil bakın.
Bu farklı.
Genelde evlenmeye değer verdiği belli olan hatun gızlarımızdan alıyorum bu yorumu bak. Hadi canım şu halinle onu mu başardın gibisinden.
Abartma deme, yemin ederim.
Bu başıma çok geldi.

***

Yazıları seslendiriyoruz Joe ile artık. Başladık ufaktan. Benim iki önceki yazımda, ilk linki var. Onun da son yazısında ilk linki var.
İlgilenen uğrasın.
Biz devam etmek istiyoruz.

***

Yatiyim bari. Klima altında etlerimi soğutayım.
İyi gece's.

Klimalı odada uyurken ben

Yazının sesini dinlemek için BURAYA tıkla.

25 Temmuz 2017 Salı

Arkadaşıma Mektup: Bebe Büyürken Ben Ne Okudum?

Bebe olaylarında çok yeniysen, hamilelik sana astronotluk kadar yabancıysa, çocuk kitaplarından anladığın sadece Ökkeş serisi ise, o halde, seninle paylaşmak istediğim bir şey var. Arkadaşım hamileliğinin üçüncü ayında sordu. Ne okuyak yahu dedi. Ben de kendimce ebeveynlik dünyasının klasiklerini bir araya getirip, hızlı-kısa bir liste hazırladım. Belki bir yerlerde birilerinin ilk listesi olur bu. Bir çift çizgiyi görenin, başvuracağı kaynak olur. Mide bulantısı başlamış birinin Google'da aratacağı yazarlar olur. Elbette dünyada şuan bile vızır vızır yazılan birçok ebeveynlik, analığa hazırlık, kutsallıkla analık eyleme konulu eserler mevcut. Ben içlerinden 'nutuk' kıvamlı olanları seçtim. Haydi hayırlısı.

Canum,

Önceliklen karnıcığındaki sıpayı selamlar, seni de kucaklarım.

İşalağ çok iyisinizdir, pörfektsinizdir.

Şimcik yavrucum, ben hamileyken hiç okuma filan yapmamıştım. Çünkü okuduğumdan bi pok anlamıyordum. Nesi önemli ki şimdi çocuk uykusunun filan diyordum. Sonra bebe dünyaya gelince, açlar gibin susuzlar gibin kitaplara saldırmamın nedeni, taklaya gelmemdir. Bunu da söyliyim.

Benim o dönemlerde çok işime yarayan bazı yazarlar oldu. Herkes yana yakıla Ayşe Öner'i tavsiye ediyordu ve aldım. Ancak kitabı alıp okumaktansa, şimdilerde Ceyda Düvenci ile yaptığı youtube videolarını izlemen, bence yeterli. 
Youtube kanalının linki: ANNEEE

Gelelim benim taptığım yazarlara. Bir kere çok şeyler öğrendiğim ve bebe büyütürken beni acaip aydınlatan bir yazar Tracy Hogg. Bu hatun bizim bebenin uyku ve günlük rutin alışkanlıkları konusunda bana acaip iyi yol gösterdi. Bence o sayede bizim bebe gayet efendi oldu. Ben de akıl sağlığımı yitirmedim.
Kitap Linki: TRACY

Diğer sevdiğim yazar ise Harvey Karp. Bu adamın bir belgeselini izlemiştik, doğumdan önce. Temeli yenidoğanı sakinleştirme yolları ve ipuçlarına dayanıyor. Daha ileri çağlar için de bazı teknikleri var, 2 yaş sendromu örneğin. Sevdiğim ve bazı durumlarda beni kurtaran altın hileleri vardı herifin.
Kitap Linki: HARVEY

Carlos ise benim bebe beslenmesi konusunda beynimin tüm kıvrımlarını silkeleyen en sevdiğim yazar. Ben 1,5 yaş civarındayken okudum ama hep içimden keşke yeni doğanlığından beri okuyup bilseydim bu adamı dedim. Özellikle emzirmeyle ilgili dev rahatlatıcı bilgiler veriyor. Yedirme içirme konularında rahat anne olabilmemin sebebi bu heriftir.
Kitap Linki: CARLOS

-BONUS-
Şimdi bu kitabı ben okumadım. Ama hep aklımdaydı fikrimdeydi. Türkçeye çevrilmesi bu sene oldu :( Fransız bir yazar. Ya okumadım ama kitapla ilgili her şeyi biliyorum neredeyse. Kadının tarzını, bakış açısını.. Möhteşem olduğuna eminim. Ve okuyan kişide ufuklar açacağına.
Kitap Linki: FIĞANSIZ

Bu kitaplar ilgini çeker mi bilmiyorum ama bence şimdiden alıp okumaya kasma. Ya da al oku, sen bilirsin. İnsan gerçekten tam anlamıyor mevzuyu. Bu kaynaklar bende çok işe yaradı. Fakat Tracy'den hiçbir fayda göremeyen arkadaşım olduğu gibi, Harvey'e gıcık kapan gardaşlar da var. 

Çok çok çok çok öpmeler.


24 Temmuz 2017 Pazartesi

Arayış



Ev çocuğunun yapım çalışmalarına başlamadan 6 ay evvel, sigarayı bırakmıştım. Ev erkeğiyle bıraktık yani. Yoksa evde biri yakar, diğeri bakar, orda 'ver bi fırt' olagelir. Hele sabah kahvaltı hazırlarken, ev erkeğinin hiçbir şey yemeden yaktığı sigaralar yüzünden az mı baştan çıktım? Hem azarlardım hem arzulardım. Sigarayı yani. Ahmet Kaya gibi ağzımdan sigara eksik olmazdı. Beni önümde beliren dumanlar olmadan göremezdiniz. Yolculuklar, bahçe sohbetleri, plaj keyfi, çalışmak, düşünmek, düşünmemek, filmler, müzikler- her şeyi büyülü bir atmosfere çeviriyordu namıssız. Sigara benim yastığım yorganım, her şeyimdi. Baştan uyarayım bu bir başardım notu değil.

Kaç yıl oluyor yani, baya oluyor. 5 yıla yakın bir zamandır ben sigara içmiyorum. İçmem de pek mümkün görünmüyor. Ev erkeği de öyle. Fakat ikimizin arasında büyük fark var onunla. İkimiz de aynı süredir sigara içmiyoruz ancak o kendini bulduğunu söylerken, ben hala kendimi aramaya devam ediyorum.

Krakerlerde arıyorum, bisküvilerde, kuruyemişlerde, bazen abartı sağlıklı beslenme söylemlerinde. O olduğu gibi hayatına devam edebiliyor, bana hala her gün ağzımda döndürecek bir şeyler lazım. O sadece bir kez bırakmayı denedi ve bıraktı. Ben 775. seferimde bırakabildim.

O şimdi sigarayı zihninde hatırlamakta zorlanıyor, ben hala tiryaki.

Yazının sesini dinlemek için ŞU LİNKE tıklayabilirsin.

Kreş Öncesi Silahlanmak

Günlük not düşmelerimin sonuna geldim bence. Bundan gayrı ara ara uğrarım bu topraklara, ey halagızları. Pazartesi, iş dolayısıyla ke...