25 Temmuz 2017 Salı

Arkadaşıma Mektup: Bebe Büyürken Ben Ne Okudum?

Bebe olaylarında çok yeniysen, hamilelik sana astronotluk kadar yabancıysa, çocuk kitaplarından anladığın sadece Ökkeş serisi ise, o halde, seninle paylaşmak istediğim bir şey var. Arkadaşım hamileliğinin üçüncü ayında sordu. Ne okuyak yahu dedi. Ben de kendimce ebeveynlik dünyasının klasiklerini bir araya getirip, hızlı-kısa bir liste hazırladım. Belki bir yerlerde birilerinin ilk listesi olur bu. Bir çift çizgiyi görenin, başvuracağı kaynak olur. Mide bulantısı başlamış birinin Google'da aratacağı yazarlar olur. Elbette dünyada şuan bile vızır vızır yazılan birçok ebeveynlik, analığa hazırlık, kutsallıkla analık eyleme konulu eserler mevcut. Ben içlerinden 'nutuk' kıvamlı olanları seçtim. Haydi hayırlısı.

Canum,

Önceliklen karnıcığındaki sıpayı selamlar, seni de kucaklarım.

İşalağ çok iyisinizdir, pörfektsinizdir.

Şimcik yavrucum, ben hamileyken hiç okuma filan yapmamıştım. Çünkü okuduğumdan bi pok anlamıyordum. Nesi önemli ki şimdi çocuk uykusunun filan diyordum. Sonra bebe dünyaya gelince, açlar gibin susuzlar gibin kitaplara saldırmamın nedeni, taklaya gelmemdir. Bunu da söyliyim.

Benim o dönemlerde çok işime yarayan bazı yazarlar oldu. Herkes yana yakıla Ayşe Öner'i tavsiye ediyordu ve aldım. Ancak kitabı alıp okumaktansa, şimdilerde Ceyda Düvenci ile yaptığı youtube videolarını izlemen, bence yeterli. 
Youtube kanalının linki: ANNEEE

Gelelim benim taptığım yazarlara. Bir kere çok şeyler öğrendiğim ve bebe büyütürken beni acaip aydınlatan bir yazar Tracy Hogg. Bu hatun bizim bebenin uyku ve günlük rutin alışkanlıkları konusunda bana acaip iyi yol gösterdi. Bence o sayede bizim bebe gayet efendi oldu. Ben de akıl sağlığımı yitirmedim.
Kitap Linki: TRACY

Diğer sevdiğim yazar ise Harvey Karp. Bu adamın bir belgeselini izlemiştik, doğumdan önce. Temeli yenidoğanı sakinleştirme yolları ve ipuçlarına dayanıyor. Daha ileri çağlar için de bazı teknikleri var, 2 yaş sendromu örneğin. Sevdiğim ve bazı durumlarda beni kurtaran altın hileleri vardı herifin.
Kitap Linki: HARVEY

Carlos ise benim bebe beslenmesi konusunda beynimin tüm kıvrımlarını silkeleyen en sevdiğim yazar. Ben 1,5 yaş civarındayken okudum ama hep içimden keşke yeni doğanlığından beri okuyup bilseydim bu adamı dedim. Özellikle emzirmeyle ilgili dev rahatlatıcı bilgiler veriyor. Yedirme içirme konularında rahat anne olabilmemin sebebi bu heriftir.
Kitap Linki: CARLOS

-BONUS-
Şimdi bu kitabı ben okumadım. Ama hep aklımdaydı fikrimdeydi. Türkçeye çevrilmesi bu sene oldu :( Fransız bir yazar. Ya okumadım ama kitapla ilgili her şeyi biliyorum neredeyse. Kadının tarzını, bakış açısını.. Möhteşem olduğuna eminim. Ve okuyan kişide ufuklar açacağına.
Kitap Linki: FIĞANSIZ

Bu kitaplar ilgini çeker mi bilmiyorum ama bence şimdiden alıp okumaya kasma. Ya da al oku, sen bilirsin. İnsan gerçekten tam anlamıyor mevzuyu. Bu kaynaklar bende çok işe yaradı. Fakat Tracy'den hiçbir fayda göremeyen arkadaşım olduğu gibi, Harvey'e gıcık kapan gardaşlar da var. 

Çok çok çok çok öpmeler.


24 Temmuz 2017 Pazartesi

Arayış



Ev çocuğunun yapım çalışmalarına başlamadan 6 ay evvel, sigarayı bırakmıştım. Ev erkeğiyle bıraktık yani. Yoksa evde biri yakar, diğeri bakar, orda 'ver bi fırt' olagelir. Hele sabah kahvaltı hazırlarken, ev erkeğinin hiçbir şey yemeden yaktığı sigaralar yüzünden az mı baştan çıktım? Hem azarlardım hem arzulardım. Sigarayı yani. Ahmet Kaya gibi ağzımdan sigara eksik olmazdı. Beni önümde beliren dumanlar olmadan göremezdiniz. Yolculuklar, bahçe sohbetleri, plaj keyfi, çalışmak, düşünmek, düşünmemek, filmler, müzikler- her şeyi büyülü bir atmosfere çeviriyordu namıssız. Sigara benim yastığım yorganım, her şeyimdi. Baştan uyarayım bu bir başardım notu değil.

Kaç yıl oluyor yani, baya oluyor. 5 yıla yakın bir zamandır ben sigara içmiyorum. İçmem de pek mümkün görünmüyor. Ev erkeği de öyle. Fakat ikimizin arasında büyük fark var onunla. İkimiz de aynı süredir sigara içmiyoruz ancak o kendini bulduğunu söylerken, ben hala kendimi aramaya devam ediyorum.

Krakerlerde arıyorum, bisküvilerde, kuruyemişlerde, bazen abartı sağlıklı beslenme söylemlerinde. O olduğu gibi hayatına devam edebiliyor, bana hala her gün ağzımda döndürecek bir şeyler lazım. O sadece bir kez bırakmayı denedi ve bıraktı. Ben 775. seferimde bırakabildim.

O şimdi sigarayı zihninde hatırlamakta zorlanıyor, ben hala tiryaki.


23 Temmuz 2017 Pazar

Yeniden İş ve İdeal İş Nedir?


İşe başlıyorum haftaya. Aslında, bu gelişme 'artık işverenden maaş almıyım, kendi ekmaamı kendim kazanayım' dediğim aşamada oluştu.

Hayat ne tırıvırı. Sen rest çekince, sana daha iyi seçenekler teklif ediyor. Hemen 'ne vereyim abiime' çekiyor. Sen el pençe divan durunca ise hizmet, vasat. Aslında bazen gerçek olduğun kişi yerine, olmak istediğin insan gibi davranınca, kumar da olsa, kazanıyorsun. Zaten gerçekte olduğun kişi kıvamına da hep bu deneme-yanılmalarla gelmemiş miydin?

Neyse, detayları geçelim. Sonuçta, bir şeylere hayır diye diye, 'uygun' iş bana geldi. Bundan sonrası metro, bundan gayrısı kentkart diyorum. Önceki işimden severek ayrılmıştım, malum. Hatta durumu bir adım arabeske taşıyıp 'yine kavuşacağız senle iş, yine beraber olacağız' diye veda ettiydim. Fazla sürmedi, ertesi hafta biz bu toplantıyı yaptık yeni mekanla. Bir şeyi çağırmak.

Bunca iş tecrübem, ve ardından işsizlik tecrübemle bir ideal iş tanımlaması yapacak, hakkında quote'lar yazacak seviyedeyim sanırım.


İdeal iş nedir?

➤İdeal iş, ideal iş olmadığını öncelikle kabul ettiğin iştir.

➤Maaşı 'çok para almak' kıstasından ayırıp, hayat şartlarını mutlaka kalkındırabildiğin iştir.

➤Leşini çıkarmayan, herkesin tatil yaptığı vakitlerde senin ıssız metroda işe gitmediğin, okulu bile tatil olan bebenden ayrı kalmadığın iştir.

➤Gelişmek istediğin alanda bünyesinde uzmanların bulunduğu iştir.

➤Evine max 30 dakikada ulaşabildiğin iştir.

➤Çalışırken rahatça inisiyatif almak istediğin, o konfor ve güveni bulabildiğin ortamdır.

➤İşverenin iş verdiğini çok çaktırmadan, 'beraber iş halleden' rolünde olduğu iştir.

Bu maddeleri ideal iş tanımını genelleyerek düşündüm. Kendi mağdur olduğum durumları düşünerek listelemedim, çünkü bu maddelerden yalnızca iki-üç tanesiyle sorunum olmuştur sanırım en fazla. Fakat ortalamasını alırsak, ideal iş genel görüntüsüyle bu olmalı. Anneler için ideal iş nasıl olur (küçük bebeli anneler tabi) onu da bi ara yazmak istiyorum. O konuda fantezilerim var <3

Yine kapağı işverene attık ancak, şu kendi ekmaanı kazanma konusunda artık yeni şeylere cüret edebilecek bir ara yüzüm olduğunu hissediyorum. O zaman bi kahve!


22 Temmuz 2017 Cumartesi

İki lafın beli



Birine bütün para uzattığında, karşındaki para üstünü vermeden önce, parayı tutup ufuk hizasına getirerek kontrol ederken yaşanan o sessizlik var ya... İşte o kısa gerilim anı, acaip dürüst bir an. Orada tatava yok. Orada stratejik, politik, ailevi, yalakalık, çıkarcılık, genç gösterme, iltifat etme gibi silahlanmalardan epey uzak, neredeyse meditatif bir doku var. Net, direkt, bödöv diye 'senle ilgisi yok halagızım, sahte mi değil mi görmek bilmek bizim işimiz' rahatlığı, apaçıklığı var. Kimse kimseden kıllanmıyor. İlişkiler de apaçık böyle olsa nasıl olurdu? Belki böyle böyle alınganlığın kökünü kazırdık.


Çocukken yaşadığım en büyük hayal kırıklıklarından biri, çok sevdiğim dizide bir karakterin oyuncusunun değişmesiydi. Bağlandığın biri bu, gidiyor, yerine başka biri geliyor, oymuş gibi yapıyor. Bunu bir çocuğun hoş görmesi çok zor. Sonra büyüdükçe, ilişkilerin de buna benzediğini gördüm. Aslında yaşanan senaryo filan aynı. İlişkiyi sen yaşıyorsun, nasıl farklı olabilir ki? Yeni ilişkide bir önceki oyuncunun adını yanlışlıkla kaç kez söylemişsindir. Bana da başka kız isimleri söylendi. Makul. Çünkü hepimiz aynıyız. Biz bütün sevgililerin adı 'aşkım'. Sen aynı sen oldukça, ilişkinin sorunları, gittiği yer, bazen bitiş şekli bile aynı. Gerçi evliliği ilk kez deneyimliyorum. Oldu ki bir gün taraflara bir soğuma gelir de ayrılırsak ve sonra başkalarıyla yuvalar kurarsak, aynı geç uyanmalara gıcık olacağım garanti.


Anneannem ben bildim bileli çaldırıyor. Tüm tanıdığı herkesi, konuşmak için önce çaldırıyor. Sonra o kişiler anneanneme dönüyor. Ona öyle tembihlemişler. Sen arama anne, biz seni ararız. Ben seni ararım teyze. Anneanne, çaldırdığında ararım ben seni. Bu kadın bir kerecik bile arayamayacak mı? Nolur izin verin, bir kez de o birini arasın. Kefenin cebi yok ki, TeLe'ler de onunla gitsin. Bu kadın istediği an birini niye arayamıyor? Kendince bana kibarlık yapmak isteyen bazı tanışlarım da onları aradığımda beni meşgule atıp, saniyesinde bana geri dönmek gibi anksiyeteli davranışlar yaparlar. Burada ana fikir, sana girmesin yazık. Ben seni arıyorsam, bunu göze alıp arıyorum. Sen dönüp beni ararsan, lafımı kısa kesmek gibi ıkıntılara giriyorum. Çok zor. Benim telefonumu açarsa, o ay yiyecek ekmek bulamayacağım zannediyor olabilir. Şuan telefonumda 499 dakikam var. Bedava. İsteyeni arayabilirim.


Dün gece uyurken klimayı açmaya gerek olmaması sabah yaşam enerjisiyle uyanmama sebep oldu. Bazı bazı terlediğim olmuştu çünkü. Klimanın yaydığı sağlıksız hava, deri yüzeyini donduran rahatsız hissi ve her saat başı faturayı biraz daha şişirmesi gibi nedenlerin hepsi, benim için mutsuzluk. Klima aşırı sıcak havalarda sonsuzca değil, kısım kısım açılmalı. Yataktan ev çocuğunun kibar davetiyle (kulağıma bağırdı) light şekilde kalkıp da salona doğru seğirtince, böğrüme bir serinlik esti. Salonda fil görsem bu kadar şaşırmazdım. Klima açık kalmıştı. Ev erkeği yatmadan önce salondaki klimayı kapatmayı unutmuş. Birden yüreğimi çok derin bir acı kapladı. Yere bağdaş kurup 'ev bütçesini konu alan türkü' bulmaya çalıştım, çığırmak için. Bulamadım.


Şimdi kalkıp çamaşırları toplayıp, dereotlu poğaça hazırlamam lazım. Bugün halk plajında kimbilir ne maceralar yaşayacağum.

Önce bi kahve ile bu post'u paylaşayım dabi.


20 Temmuz 2017 Perşembe

Oğlumun Öpmek İstediğim Davranışları


bakışı öpmek
İnsan evladı, çok emek verdiği her ne ise; köpek, tavşan, hırbo sevgili, aile, ders, iş ya da çocuk- verdiği emeklerle sevgisini pekiştirdiğinden, direkt 'gurban olurum' seviyesine yükseliyor zaten. Çocuktan sonra da aynı formülü kendi adıma yeniden ispatlamış oldum elbette. Fakat bu aralar, davranışından öpesimin geldiği bazı detaylarını not alasım var oğul kuşumun. Unutmaktan korkuyorum be hala gızları. Ne demişler, söz uç yazı kal.

➜Ev çocuğu, oyunlarda başrol olmuyor. Genelde sağ kol oluyor. Örneğin ben lider oluyorum, o da benim her dediğimi yapan Sebastian oluyor. Heidi hikayesinde şu ara en çok Sebastian olmayı seviyor. Benden yani Bayan Rottenmeir'dan Heidi ve Clara'ya karşı yerine getirilecek emirler almak onun için büyük şölen. Masa hazırlarken, yardım etmeyi seviyor olaylarına girmiyim, onu sevmeyen çocuk pek yok. Çocuklar kendilerine görev verilmesinden oldukça keyif alıyorlar ancak anladığım kadarıyla ev çocuğu bu konuda kariyer odaklı. Tatlı ya, yerim.
Sebastian

➜Geçenlerde kötülük yapmak istemiş. Anneme yaklaştı; 'kötülük yapmak istiyorum anane' dedi. Annem de ok hadi yap, dedi. Gitti, salonda duran oyuncak sepetini devirip kaçtı. Ve gerçekten çok mutlu oldu be. Öperim aksiyonunu onun.

➜Dün elimi bırakıp, yola fırladı. Aslında tam yola çıkmadı, kaldırımda frenledi kendini. Fakat ben çok korktum, aniden gelişti ve ayrıca bizim buralarda kaldırım da gayet güvenliksiz, motorlar vs açısından. Sesimi yükselttim, derken arabanın içinden babası da çıktı, o da 'kendi başına yola fırlayamazsın' temalarında, konuştu. Derken yavrum başladı ağlamaya. Kucakladık. Dedim, çok korktum oğlum, yapma bir daha lütfen. Ağlarken, şöyle dedi: 'Hayır yüzün kızgındı, korkmadın, sen kızdıın, zaten canavar da yoktu'. Hıçkırarak ağlıyordu. Ah canım sadece canavar olunca korkarız zannediyor.

➜Hafta sonu dolmuşa binecektik onunla. Onu durağa yerleştirdim, ben ayakta dolmuşları gözetliyorum. Derken emin olamadım, doğru yerde mi bekliyorum diye. Gelen ilk dolmuşa el kaldırıp, yaklaştım, tam kafamı uzatıyordum ki, baktım 'tapa tapa tapa' koşarak endişeyle bana geliyor yavrum. Onu bırakıp gidiyorum sanmış, onu unuttum sanmış. Yüreğimi dağladı bu olay ya, kıyamam. Normalde her şeyi açıklarım aslında, bu kez unutmuşum. Ahh ya.

➜Bu aralar, telefonumdan fotoğraf çekme denemeleri yapıyor. Hoşuma gidiyor, engellemiyorum. Çektiği fotoğrafları gün içinde sık sık kontrol ediyor, izliyor. Telefonum ne idüğü belirsiz karelerle dolu. Onlara bayılıyor. Aslında hepsi çöp ama silmeye kıyamıyorum.
müthiş altın oran


➜Parmak emme alışkanlığına geri döndü. Sordum bir gün, neden yapıyorsun, vazgeçemiyor musun dedim. Anne, ben parmağımı emmiyorum, parmak ağzıma giriyor dedi. Çok çaresiz görünüyordu, canım benim. Gerçekten bağımlılık yaşıyor, hem de en zorlarından... Ne yapacağız, ufukta çözümüm yok.


--

İşte böyle, aklıma bir anda gelenler bunlar oldu. Eminim bunu yayınladığımda daha bin tanesi üşüşecek zihnime. Şimdilik bunlar olsun. Daha devam ederim ben bu not almalara. Şimdi şimdi anlıyorum ki, kendisi henüz karnımda temas kuramadığım bir haldeyken bile, varlığını öpmek istiyormuşum. Adını koyamıyormuşum.
salaş hamile insan gadını


Kahve yerine çay bugün. Sizin de oluyor mu öpme isteği sevdiklerinizin davranışlarından?



19 Temmuz 2017 Çarşamba

Nasıl iyi müzik dinleyicisi olunur? #1



Yüzyıllardır müzik dinliyorum, gel gör ki hala 'iyi vokal' nedir, oturup anlayamıyorum. İlkokulda falandım, annem hastası olduğum Yonca Evcimik için 'cıkkss iyi şarkı söyleyemiyor' dediğinde, 'naptın anne yaa' diye boynumu bükmüştüm. Ebru Gündeş'in 'demir attım yalnızlığa' dediği ilk pop-fantezi yıllarıydı ve pepsi kutusunun içinde biriktirdiğim bozuk paralarla, yine annemin kapısına dayanmıştım. Katiyen öyle müziğin kasetini sana aldırmam diyip, beni reddettiğinde evin bir köşesinde delirmiş taklidi yapıyordum. Bu yöntemler annem gibilerde işe yaramaz. "Onun yerine Türkçe popun şirin hanımları Ajlan-Mine al, daha iyi" diyip, beni evimizin az ilerisindeki kasetçiye gönderdi. Sezen Aksu dinlerdi ama 'sesi iyi değil, yorumlaması güzel' dediğinde ise konuyla ilgili anlayamadığım şeyler döndüğünden iyice şüphelendim. Barış Manço'yu filan da sevmezdi. Zülfü Livaneli eh meh, Burak Kut bet, Tarkan ise sempatikti. Anneme bir türlü müzik beğendiremiyordum.

Adı bende saklı albüm
Kendisi aşırı sıkıcı gevur müziklerini dinler, beni arkadaşlarıma karşı utandırırdı. Diana Ross, George Michael, Prince, Michael Jackson, Madonna vs... Onların yanında müzik açıp dinlediğinden değil; benim annem yabancı müzik dinleyen biri olduğundan, o yaşlarda 'herkesle aynı şeyler yapmanın harika bir şey olduğunu düşündüğüm için' çok utanırdım. Meğerse annem tam bir instagram gızıymış!

Yıllar içinde ben gevur müziğe geçiş yaptım ancak takip ettiğim mevzu yalnızca müziğin tarzı oldu. Hala iyi vokal neye benzer, bilemiyordum. Vokaller arasında dönen gırtlak oyunları, vibratodan yürümeler, çığlık faktörleri, reverb ve delay'ler cennetinde kaybolmak gibi şeylerden bihaberdim. Biraz batılı gibi duran, jazz uzantılı ve blues fonlu tüm rock / raplere kalbim kayıyordu (kıro rock ve kıro rap de dahil)... 30'larımdan sonra grunge ve datlı tonlu metal müzik baştacım oldu. Fakat müzik bu ya, tek bir çeşit değil, hala iyi vokal nedir bilmiyor, sadece kendi dinlediğim vokallerin iyi şarkı söylediğini zannediyordum. Neden ülkemizde Muazzez Abacı, Kibariye ya da Müslüm Gürses denildiğinde 'oo süper ses, şahane ses, usta yorum' denir; duyamıyor-kafamda oturtamıyordum. Abi bu ne ya, dinlenir mi bu ya, gel bak yeni bi grup keşfettim aciyip bişü, diye olaylardan uzuyordum. Fakat yine de içime sinmiyordu tabi. Irkçılık yapmakla aynı. Müzik evrenselse, bu insanlar iyi vokal olarak örnek gösteriliyorsa, ben neden duyamıyordum? Muhtemelen cahillikten.

Örneğin ev erkeğinin de çok taptığı Ronnie James Dio'yu düşünüyorum. Bu herif bu arada klasik rocker işareti var ya hani serçe ve işaret parmağının dikelmesiyle yapılan, onun yaratıcısı : )) İşte bu saygıdeğer ve şuan hayatta olmayan (rest in peace)  müzisyen abümüz, tüm müzik otoritelerinin (türkücüsünden metalcisine) çok başarılı bulduğu bir herif. Peki neye göre, niçin? O şekilde agresif şarkı çığıran diğerlerinden farkı tam olarak ne? Aslında bunu hala bilemiyorum ancak bazı minik şeyleri öğrendim.

Abim be!

Örneğin, meğerse dinlerken aklımızın çıktığı bazı vokaller doğal-üstün yeteneğinden değil, kaliteli tekniğinden öyle. Allah vergisi diye bir şey yok yani aslında müzikte. Yatkınlık var. Çalışarak kusursuzlaştırmak var. Türkiye'de çok moda tabir 'yürekten okudu' ifadesi de koca bir yalan. Onun yerine geniş frekansta, açık ağızla söyledi dersek tam karşılığı olur aslında. Meğer şarkı söylerken kelimelerin gücü de çok önemliymiş. Onlar birer ses giysisi gibi. Ne kadar doğru söylersen, ses de kendini o kadar doğru gösteriyor. Tizlere çıkan bazı şarkıcılar, dinlerken bizi yoruyor. Dinlerken bir bakıyorum karnımı burkmuşum. Rahat çıkamıyorum şarkıcıyla beraber oralara. Fakat bazıları da bizi uçuruyor gibi hissettiriyor. Nefes doluyor için. İşte iyi vokalin farklarından biri. İşçilik buralarda. Detone olmaları filan söylemeye gerek yok zaten. Tüm bu yeni bilgiler arasında beni en çok şaşırtan ergenliğimden beri aşırı bayıldığım kirli seslerin aslında çok sağlıksız stiller olduğu. Ayıbtır söylemesi şarkıcının ağzına zıçıyormuş efenim bu tip kirli, çok sigara içmiş adam stili (eğer doğal değilse). Bu kirli sesle ekmek parası kazanan şarkıcıların bir süre sonra gidip ses teli ameliyatı olması çok bilindik bir şeymiş (bakınız rahmetli Chris Cornell ve Aerosmith'in vokalisti) Nodül aldırma ameliyatı yani. Bu tip kirli sesin doğalı mı olur derseniz, Tom Waits diyorum. Hala kafamı karıştıran bazı şeyler var. Klasik şan tekniğine göre gırtlaklı şarkı söylemek çok yanlışmış. Fakat dünyada hastası olduğumuz tüm şanlı şöhretli vokaller (Christina Aguilera, Sia) gırtlaktan yürüyor? Biz dinleyiciler bu gırtlak olayını çok nefis buluyoruz, bulmuyor muyuz?
ashdgahfgsafgsha

Türkiye'ye bakınca, Nil Karaibrahimgil'in şarkı söyleme aralığı çok dar. Öyle sesini ip gibi yukarılara, aşağılara şırrak diye savuşturmuyor, fakat yine de hoşlanıyoruz. Ee hani iyi ses yoktu, iyi teknik vardı? Kim Nil'den 'çok da şey değil' diye rahatsız olabilir ki, aksine kısacık ses aralığı bile olsa çok olgun tınılar geliyor kulağa, haksız mıyım?
Nil K.'nın ses aralığı sgjagajgfh

Yaani doğru şarkı söyleme kurallarına sadık kalınsaydı, dünyada vokallerin geldiği yer neresi olurdu merak ediyorum. İyi bir müzik dinleyicisi olma yolunda çalışmalarım sürecek. Şimdilik ev çocuğu ile çocuk şarkılarını ağzımı daha çok açarak söylediğimde, daha az zorlandığımı fark etmenin 'araştırmacı gururunu' yaşıyorum.

Not: Gönderdiği ŞAHANE doğum günü hediyesi ile müzik dinlemelerimi şenlendiren cağnım N.'ye buradan kitleler huzurunda 'alla razı ossun evladım' diyorum. Çünkü kulaklık müzik dinlerken her bişeyciktir. İyi bir müzik dinleyicisi olmanın en has takım arkadaşıdır.

Arkadaşıma Mektup: Bebe Büyürken Ben Ne Okudum?

Bebe olaylarında çok yeniysen, hamilelik sana astronotluk kadar yabancıysa, çocuk kitaplarından anladığın sadece Ökkeş serisi ise, o halde,...